Ayaz büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayaz büyürken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2018 Cuma

tatil mi dediniz?

Yeni hafta sonu geldi ben hafta başında başladığım yazıyı ancak tamamlıyorum. Gecen hafta sonunu long weekend dediğimiz gibi değerlendirdik. Epeydir istediğim kayak tatiline gidebildik çok şükür. Gittik de ne umduk ne bulduk?

dersten önce hazır ve nazır :)

Çarşamba gecesi Uludağ'a vardık. Babaanne & dede bizi orda bekliyorlardi zaten 4 gündür. Oh ne güzel. Ertesi sabahtan itibaren Hazal inanılmaz iştahsızdı. Cuma öğleden sonra da ateşi çıktı. Çıkıtı değil fırladı diyebilirim. 39-40 civarında devam eden bir ateş. Pazar sabahına kadar da devam etti. Bu arada kayınpederimi de yüksek tansiyondan acile götürdük. Bütün bunlar olurken de azimle eve dönmeyip tatile devam ettik. Bizden korkulur!


tüm fedakarlıklar bu küçük kayakçı için, yoksaaa biz hiç kaymadık canım(!)

Ne yalan söyleyeyim, Hazal'ın başında gündüzleri babaanne mis gibi dururken ben de geceleri uyumayıveririm ne olacak, ha evde ha otelde filan diyerek kaldık. Ayaz ilk kez kayak dersi aldı ve yarım saat içinde de kaymayı başardı. Yine de ders iki saate yakın devam etti. İlk basta kayakların önü bağlıyken son iki gün çözdük normal kaydı.

burda da ünlü kızakçımızın ateşi çıkmadan hemen önceki neşeli halleri,
Bu sefadan sonra uyudu uyandı 38,2 ile ateş başladı

Biz de Ayaz'a hamile kalmasan önce gitmiştik en son 2008 kışı, 10 sene olmuş yani. Özellikle ben çok hevesliydim, Kartepe'ye kadar gidip kayamayınca içimde kalmıştı doğrusu. Başta biraz korksam da yüzme gibi kayak da unutulmuyormuş.


ilk gün karda mangal sefası

Uludağ gerçekten çok güzel bir yer, bir doğa harikası hatta. Marmaranın göbeğinde bu kadar ılıman iklimde böyle bir kayak merkezi inanılmaz geliyor bana. Biraz sahip olabildiğimiz imkanları böyle hayranlıkla dışarıdan izlemeli bence. 

ünlü kayakçı ve annesi



baba & oğul telesiyej

Ayaz sürekli babasıyla telesiyeje bindi çünkü ben yine bir telesiyej macerası yaşadım ama anlatmayacağım. Anlatsam mı? Özetle ilk bindiğimde inerken yuvarlandım tepetaklak heryerimi çarptım. Sonra acemilere yardım ettikleri için hep sol tarafa bindim. Taa ki ayaz babasıyla küzene kadar, o zaman evlat ağır bastı ve kendimi feda ettim, tabii ki bir daha düşmedim :)

işte karda yatırdık çocuğu, bu da kanıtı! 

bu çocuğu da yatırdık gerçi ama bu daha sağlam çıktı..

Dört günlük kayak tatili maceralarla sona erdi, yine deseler yine derim.. Özlemişim kaymayı, Ayaz'ın da bu işi kotarması en güzeli oldu tabii ki..

21 Şubat 2018 Çarşamba

Zamane çocukları, sorumluluklar gibi bir konular.. Bakış açısını tersine çevirmeli mi?

Bir türlü içinden çıkamadığım(ız) konular var şu ebeveynlik meselesinde. Bazen aferin diyorum, bazen de sınıfta kalıyorum kendime göre. Mesela dün sınıfta kaldım ama bunu şimdi anlatasım yok. Aferine geleyim de bir önce..

Okuyorum sürekli kitapları, başka blogları, dinliyorum etrafimda olanları. Benim de üstesinden gelemediğim bir konu var ki şimdiki çocukların sorumluluk almaması. Mesela yatağını toplamasını, üstünden çıkanları atmamasını öğretemedim bir türlü. Çantasını akşamdan hazırlamasını, masasını düzenli tutmasını, ödevlerini masanın üstünde dağ olmadan dosyalamasını. Bunun sebebini genelde çalışan anne olmama bağlıyorum ben. Evde olsam, daha da üstünde dursam, vaktim sabrım olsa da yaptırsam alışkanlık yaratabilirdim belki de. Önce ödev, önce sorumluluklar yerine getirilmeli. Eğer üst üste yapılacak çok sorumluluk varsa arada mola verebilmeli.

Yıllarım geçti çocuklara program hazırlamakla, hazırlanan programların uygulanmasını takip etmekle. Ne yiyecekler, kaçta yiyecekler, küçükse kaçta yatıp kaçta kalkacak, büyükse kaçta ders yapıp ne kadar ekranda vakit harcayacak. Ekranla bahçe takas olabilir ama dersle bahçe takas olamaz mesela. Bunları hazırla, uygula, uygulat, çocukların bakımından ben yokken kim sorumluysa ona benimset, algılat.. Takip et, takip et, takip et.. İpin ucunu ilk bıraktığında sarpa sarsın her şeyler..

Sizi bilmem ama ben kendimi yıllarca yıprattım bu konularda ve yıpratıyorum da hala. Yine de bazen bir dur demek bir esnemek bir frenlemek mi lazım acaba? Tersinden bakmak arada olaylara?

Sömestr tatili boyunca malum ödevler, ödevler bitsin de sen de rahatla (ve tabii ben de) yavrucum telkinleri vardı. Gezmedik mi, gezdik de tozduk da. İyi vakit geçirsinler, hatta bazen de boş boş takılsınlar diye elimizden geleni yaptık. Ödevler de tamam fazla itelemeden ve tabii ki bi miktar iteleyerek zamanında yapıldı, oleyyy.. İşte o son gece, okullar açılmadan hemen önceki gece sardı bizimkini bir okul stresi. İlk kez yaşadığım, yaşatıldığım bir durumla nasıl başa çıkarım bilemedim. Bir bakla da var dilinin altında ama düşünüyorum, haksızlık etmeyeyim ödevleri de yaptı ne baklası olacak diyorum. Acaba okulda bir derdi mi var diyorum, yok biliyorum ama olur da sakladı, tatil diye erteledi. Aslansın sen, kaplansın sen bak okul ne güzel şey diyorum yok stres tam gaz.

Yatırdık filan, baktım uyuyamıyor, ağladı ağlayacak. Biraz daha öpüp koklamalar telkinler derken çıktı mı dilinin altındaki bakla? "Ben çarpım tablosunu ezberlemedim, ya öğretmen sınav yaparsa, ya sözlü sorarsa?" Tatatataaammmm dank etti mi Canan'ın da kafasına? Halbuki demişti oğulcuğum çarpım tablosunu da ezberleyeceğiz diye ilk günden.

Normal ben ne yapardım, e kendin ettin kendin buldun evladım. Madem ödevini unuttun cezasını da çeker, öğretmen yarın sorarsa açıkça ezberlemedim, unuttum en kısa sürede ezberleyeceğim dersin diye başının etini yerdim. Yani yeterdi artık bu ne sorumsuzluktu, her şeyi ben mi takip edecektim, ilk takip etmediğim konuda bak ne oluyordu du du du. Zaten ben de unutmuşum içimden bir yargılama da kendime, dışımdan dile gelmese de iç kabartmaca kendini yemece..

Peki o gece içime güneş gibi doğan ışıkla ne yaptım? Sakin kaldım en başta. Ah oğlum, kötü olmuş tabii unutmuşsun, keşke zamanında hatırlasaydın da bu kadar stres yaşamasaydın dedim ve öpüp başını okşadım. Sonra da merak etme dedim, öğretmen tatilden döndüğünüz ilk gün sınav da yapmaz, sözlü de sormaz. Belki ödev kitapçıklarını toplar o kadar. Tatil dönüşü öğrencilerin okula alışması için öğretmenler biraz daha rahat olurlar ilk birkaç gün. Sen annene güven eminim dedim. Hem sen çok akıllı bir çocuksun, iki günde hemen ezberlersin telafi edersin yeter ki telafi etmek iste diye de ekledim. Öptüm kokladım, sevdim rahatlattım ve ikna ettim onu söylediklerime. Bilin bakalım ne oldu? Gerçekten de iki gün için de hepsini ezberledi, ben dürtüklemeden, hatırlatmadan beni arayıp gururla ezberlediği sayıyı paylaştı, sevindi.

Olumlu motivasyon mu nedir o gece içime doğan ışığa çok şey borçluyum çünkü o ne kadar rahatladıysa ben ondan çok rahatladım. Kızmadığım, bağırmadığım için üstelemediğim ve alternatif sunup çözüm yarattığım için çok iyi hisettim kendimi.

Bu tabii ki hep yapılabilecek bir şey değil ama yıllardır olmuyorsa yöntemi değiştirmek gerek, başka yollar bulmak gerek sanki?




26 Ocak 2018 Cuma

Kartepe.. İlk kar tatili..

2018'e gezerek girdim çok şükür. Önce Amsterdam sonra Kartepe.. Hepside olmaz derken oldu, gidemem derken gittim. Hayat ağlarını bu şekilde ördü ve çok bilinmezli denklemlerim birden bire çözüldü. Bu konuya balıklama girmek istesem de kendimi tutup teğet geçiyorum şimdilik. Esas olaya odaklanıyorum ve birden bire ayağıma gelen ortaya gole çevirerek gittiğim 2 günlük kısa kar tatiline dönüyorum.

Ayaz doğmadan önce biz her yıl kaymaya giderdik, ben bayılıyorum kaymaya, Baran da seviyor diyebiliriz :) Aslında benden çok onun geçmişi var bu konuda, bana kendisi öğretmişti. Ayaz'dan beridir de hiç gitmedik maalesef. Bazen biz istemedik bazen de olmadı. Kış tatili fikri zaten benim hatta bizim için de çok yeni bir kavram. Eskiden tatil dedin mi deniz&güneş&kum aklımıza gelirdi. Başka alternatifler düşünmezdik ki. Ne mutlu ki bu kavram değişti de başka güzelliklerle de buluşur olduk.

Uzun girizgahtan anlaşıldığı gibi bu aynı zamanda çocukların ilk kar tatili oldu. Anneler ve çocuklar olarak gittik tatile, babaları ektik..

ilk gün, karsız gün

Vardığımızda karların aslında buz olduğunu görmek ve yağmur yağıyor olması epey moralimizi bozsa da çocukları eğlendirdik. 

bu guzellikler benim mi?
Guzellikler de benim sol alt kosedeki parmak da :)

karsız günün kartopu etkinliği

Abimin eşi ve yiğenlerim, kuzenimin eşi ve yiğenim, ben ve bizimkiler olarak 8 kişilik bir ekiptik. Giderken bir Transporter araç ayarladık, dönüşte Vito. Giderken şöförün İstanbul'dan bir türlü çıkmayı becerememesi bizi gerse de yolculuklarımız oldukça rahattı. Kapıdan bindik otelin kapısında indik. O kadar çocukla aksini düşünemiyorum zaten.

çocuklara tulum kadar yakışan bir giysi daha var mı acaba?

Zaten dağda tek otel var ve biz de orada kaldık. Yataklar rahat geniş ve temizdi. Genelde temizlik açısından iyiydi otel, yemekler filan vasat ve fiyatlar yüksek tabii ki.. Sucuk ekmek - 25, Türk kahvesi - 15, çay - 5 lira gibi.. Bir çok tesis var otelin etrafında ama sanırım farklı işletmeler ama üç aşapı beş yukarı böyle fiyatlar. Kızak kiralama da 1 saat 40 lira o da burada not olsun.

tulumdan bahsetmiş miydim:)

Otelin içinde çocuklar için şu elektronik aletlerin/ oyuncakların olduğu bir yer var. Bunun dışında başka birşey yok. Gündüz zaten karla geçiyor, gece de uykuyla. Yine de hani bir top havuzu, bir ablanın gözetiminde bir oyun odası aradı gözlerim.

..ve karlı gün..

Gittiğimiz gün yağmur yağsa da gece kara çevirdi ve hiç durmadı. Sabah kalktığımızda heryer bembeyazdı. Tam kaymalıktı diyebilirim. Peki kaydım mı? Tabii ki canım kızakla! Ne demişler neye niyet neye kısmet :)

anasının oğlu :)

Beklentiyi çok yüksek tutmayınca, illa şunu yapalım demedikçe, kendini yıpratmadıkça mutlu oluyor insan. Laf aramızda erkekleri ektiğimiz iyi mi oldu ne? Gerçi ben özellikle Hazalla telesiyeje bindiğimde çok aradım kocamı. 

işte Seniha hariç bizim ekip, o da kamera arkasında

Bir daha gidebilirim. Biz 1 gece kaldık, en az 2 gece kalınmalı ya da günü birlik gidilmeli. Çünkü o kadar hazırlığa bir gün bavul açıp ertesi gün toplamaya değmiyor. Ya hiç bavulsun bir yedekle gidip dünülsün ya da gittin mi biraz kalıp tadı çıksın. Kayabilirdim mesela :) Ayaz'a da ders aldırmak istedim ama fırsat olmadı..

Böylece Ocak ayı bitmeden yılın ikinci kaçamağını yapmış oldum. Darısı diğer ayların başınaaaa...



12 Aralık 2017 Salı

hafta sonu..

Cumartesi ne yaptigimizi simdi hatirlamiyorum desem? Evdeydik sanirim sebebi bu :)

Pazar gunu ise pek bir hararetli gecti. Su listeye ekleyebilecegim bir etkinlik de yaptik bu arada. Arkadaslarimizla Masa ile Koca ayi muzikaline gittik ve uzgunum ama ben hic begenmedim. Hazal bayildi, agzi acik izleri cunku ikinci tiyatro deneyimi ve o cizgi filmi cok seviyor. 5 yasindaki Melissa da sevdi. Ayaz ve Demirkan, 8 yas erkekler icin pek cazip degildi ama izlediler ne begendik ne begenmedik diye bir tepkileri olmadi. Bilet fiyatlarini dusunursek bence cok gereksizdi, iyi ki indirim sitelerinden birinden almisiz.

Oyundan umdugumuzu bulamadik ama Mehtapcigimla bir araya gelmek ve cocuklari bulusturmak her zaman mutluluk

tiyatro gormus masum koylu

Ardindan bir kahvelik firsatimiz oldu, hava da birden acinca saldik cocuklari Uniq'in bahcesine, biraz guncelledik birbirimizi.

tabaklari cok sevdim 💓

Pesinden hemen yakindaki babannelerinin dogum gununu kutlamaya gitttik. Zaten cocuklar dogum gunlerine doyamiyor, yoksa sadece benimkiler mi?

pasta Yuzbasi Ayaz tarafindan getirildi


O palto uzerinden cikmadi butun gun, evet evde de :) Pazartesi de apoletleri sokulmesin diye okula giymeye kiyamadi.

Bir hafta sonunu da boylece yedik. Bakalim haftaya neler var acaba?


7 Aralık 2017 Perşembe

devlet okulu mu? özel okul mu? III - devlet okulundan neden vazgeçtik?

Güle oynaya bitirdiğimiz birinci sınıfın ardından ikinci sınıfta beklediğimizi bulamadık. Olmadı, o yazdığım sosyal faaliyet derslerinin hepsi kaldırıldı. Zorla satranç dersini tekrar aldırabildik ama o da sil baştan başladı. Bir önceki yıl öğrendiklerinin üzerine hiçbir şey katılmadı.

Okuldaki bu değişimden herkes etkilendi. Öğretmenler etkilendi, personel etkilendi, öğrenciler etkilendi, veliler olarak biz de çok etkilendik tabii ki. Öğretmenimiz yine aynı özveriyle çalıştı çabaladı. Biz sınıf olarak, veliler olarak da çok iyi bir hava yakalamıştık üstelik. Ancak okuldaki değişikliklerin gözlemlediğimiz bazı olaylardaki yansımasına kendimizce katlanamadık.

Ne okulun ilk günü mü?

Zaten 4. sınıftan sonra göndermeyi düşündüğümüz okulla görüştük, değerlendirmeler sonunda da Ayaz'ın kaydını şimdiden oraya almanın faydalı olacağına karar verdik.

Ayaz'a da bu arada gaz verdik. Tipik bir başak burcu olan oğlum alışkanlıklarına ve rutinine çok bağlıdır. Bu değişikliği ona anlatmak zor olmadı aslında çünkü mantıklı olarak açıkladığın her şeyi güzelce kabul eder aklına yatmışsa. Yine de yüreğini rahatlatmak o kadar kolay olmadı.

Okullar kapanır kapanmaz bu planı devreye soktuğumuzdan Ayaz'ı da yeni okulu ile hemen tanıştırdık. Bütün süreci o da bizimle yaşadı. Fiziksel olanaklar onu etkiledi tabii ki ve biraz daha olumlu bakmaya başladı.

Sonra okullar açıldı ve ilk geri dönüşler harikaydı, hem Ayaz'dan hem de öğretmenlerden ve idarecilerden. Zaten sıcakkanlı bir çocuk olduğu için içim rahattı arkadaş bulabileceğini biliyordum ama yine de bir yerlerde korkum da vardı. İlk tepkiler Ayaz sanki hep bu okulun öğrencisi gibi hissediyoruz ve o da bize aynı şekilde karşılık veriyor olunca çok mutlu oldum tabii ki. Yine de ardından gelecek bombaya oldukça hazırlıklıydım. İlk 2-3 hafta sonra o yeni gelen ilgisi ve havası da geçince bir demotivasyon oldu. Bunda çok büyük etken de yabancı dilin Fransızca olması ve Ayaz'ın olaylara Fransız kalmasıdır :) Ardından hemen özel ders almaya başladı, Fransızca takviye.. Şükürler olsun öğretmeniyle çok iyi bir senkronizasyon yakaladılar ki bu da okula motivasyon olarak geri döndü.

Yazı da uzadıkça uzuyor ama bahsetmeden geçemeyeceğim iki konu var. Ayaz kendi içinde bu olanlarla öyle güzel başa çıktı ki gurur duydum. Hemen maşallah diyeyim.

Birincisi; iki yıldır native İngilizce öğretmen ile özel ders yaptığı için bu konuda arkadaşlarından önde olması onu rahatlattı ve bunu açıkça dile de getirdi. Haftada iki saat olsa da başkalarının senden yardım istemesi iyi bir şeydir. Hele de sen her gün Fransızca için birilerine muhtaçsan.

İkincisi; oyun kurmayı oynamaktan çok sever bizimkisi. Burada da bir oyun kurmuş. Birkaç arkadaşıyla bir grup olmuşlar, Ayazca diye bir dil icat etmiş. Teneffüslerde herkese Ayazca dersleri verip sınav yapıyordu. Ben matematik mühendisiyim ama bunun psikolojide bir karşılığı olduğuna neredeyse eminim. Bir karşı duruş, bir can simidi ne bileyim bir çıkış yolu..

Şimdi bunlar geçti, Fransızca'da da hızlıca yol aldı. Farkı kapatmadı ama kendi işini kendi görüp ödevini kendi yapabiliyor en azından.

Hala farklı alışkanlıklardan gelen durumlar olabiliyor ama adaptasyon bence tamam. Küçük çaplı bir travma atlattıysa da üstesinden gelmesini bildi. Biz de oğlumuz için kendimize göre en iyisi olsun derdindeyiz ne de olsa hepimiz gibi :)


4 Aralık 2017 Pazartesi

hafta sonu..

Biraz da hafta sonundan mi bahsetsem? Aralik basi bahar havasini goren Istanbullu instagrami ele gecirdi. Biz de eksik kalmadik tabii. Gerci story cikti cikali ben normal foto koymaz olmusum :)

Cumartesi basketten ciktigimiz gibi babaannelerini ve yengelerini de yanimiza katip solugu Masukiye'de aldik. Cok da guzel yaptik. Biz Masukiye'de restorantlarin oldugu bolgede biraz ileride Selale Restaurant'i tercih ediyoruz. Tercih ediyoruz dedigim 2. gidisimiz zaten ama ortam guzel ve ferah, cocuklar icin genis alan var.


Hii! Araba koltuguna oturtmamislar cocugu! Yaptik iste bir eski usul affediverin. Bu seyahatimizde babaanne koltugunda istirak etti kucuk hanimefendi :)

Su asagidaki foto Kartepe'ye cikarken Sakli Vadi'de cekildi. Boyle yamaca dogru sallaniyorsun senin de bir icin cekiliyor! Bence nefis birsey. Bir dahaki sefere burayi da deneyebiliriz cunku calisanlar cok sempatikti, ufak bir cocuk oyun alani var kapali kisimda. Cay ictik yemekleri denemedik.

  Ogullarini yamaca dogru ittiren aile! Ya sallanirsin ya kilicimin tadina bakarsin :)

Burasi oyle ortada bi otelin onu, uygun bulduk poz vermek icin

Burasi da Selale Restaurant( Yaramazlik icinde var)

Pazar gunu ogleden sonraya kadar daha bir dinlenerek gecti ve iki cocugum da uyanikken kitap okudum yeayyy. Sonra hepsini parka gonderdim. Kuzenimin aileye yeni katilan bebegini gormeye gidecegimiz icin Ayaz'i geri cagirdim. O gelmek istedi cunku. Hazal'a alternatif sunamadim. Bahcede kaldi ablasiyla. Biz kactik. Mis gibi bebek kokusunu icimize cekip donduk.

Mutfaktan bir kare ve tabii ki hepsi onun

Pazar gununun akillarda kalan diyalogu soyle gelisti;
Hazal: Anne ben bahceye ciktim, sen kitap okudun. Sonra ben eve geldim sen yoktun. Seni bulamadim.
Anne: Evet canim benim, ben migrosa gittim bak sana bunlari aldim. Tabii ki hepsi senin. (yoksa gezmeye filan gitmedim sensiz)

Yalanci ve cocugunu ekmis gezmeye gitmis, ustune bir de kokorec yemis, alisverisini de yapmis anne olarak icim rahat ve huzurlu bir sekilde, bebelerimle ilgilendim. Yani birinin eline ipad digerine telefon verip bir sonraki gunun yemegini hazirladiktan hemen sonra!!!

Iyi haftalar!


26 Nisan 2016 Salı

hafta sonu..

Cumartesi günü abimlerle annemde buluştuk. Çocukların çocuk bayramını kutlamak için desem biraz abartı olabilir tabii. Program kendi kendine gelişti. Önce Hazal'ı emanet edip yengemizi alıp Ayaz'ı İngilizce dersine götürdük. Senoş'la bize de bedavadan Üsküdar'da gezecek 1 saat kaldı böylece. Acele tarafından bir kaç mağaza gezildi, 40 yıllık kasabımızdan etler alındı. Meşhur Üsküdar fırınlarından birinden çaylık bir şeyler alındı. Hop Ayaz dersten alındı :) Gittik tekrar anneme.. 1 saat kadar muhabbetten sonra Senoş'la aldık çocukları parka götürdük. Ayaz ve Hazal ilk kez birlikte kaydılar.

ağabey, kardeş kaydıraktan kaymaca

Mest oldu tabii ikisi de. Kimse parktan çıkmak bilmedi. Ayaz bir su isterim krizine girdi. Onun dışında bir yaramazlık yok. 

ağabey, kardeş sallanmaca

Parklardaki kaydırakların elektrik üretmesinden hiç hoşlanmayan Emir kaymadı, onun yerine Hazalla salıncak sefası yaptı. Bizimki istese sallanabiliyor ama istemiyor. Oturduğu gibi salıncağa önündeki emniyeti açıp iniyor.


iki kuzen eğlenmece

Hep Hazalın gönlü yapılmadı, iki kuzen birlikte de parkın tadını çıkarttı. Parktan sonra hemen oranın çarşısını gezdik, işte ne bileyim kuru üzüm istediler, içecek istediler, su istediler, çevirme tavuk istediler hepsini aldık. İstekler de insaflıydı zaten. 

Döndük anneme, Yediler oynadılar, gece sekiz civarı herkes yollandı evine.


bu video pazar günü meşhur zürafalı parktan :)

Pazar günü önce gösteri için okula gittik, sonra planımız Barış Manço'nun evini ziyarete gitmekti, sözüm vardı Ayaz'a. Trafiğe bakalım dedik gitmek ne mümkün? Bazı yollar kapalı olduğu için kalanlar da kilit olmuş.

İkna ettik oğlumuzu, gittik burnumuzun dibindeki zürafalı parka. Parkta zürafa şeklinde bir kaydırak olduğu için adı böyle kaldı. Buz gibi havada bir de dondurma yedi mi keyfine diyecek kalmadı. 

Peşi sıra ödevlerini bitirmek kaydıyla istediği kadar tv hakkı verdim kendisine, Bir ara benimle fasulye ayıklarken görüldü. Hafta sonu da böylece bitti.

Minik kuş mu? Ona zaten ne kadar o sokak o kadar mutluluk demek :)

İşte çocuklar gibi şen olmak bence bu demek..

25 Nisan 2016 Pazartesi

23 Nisan yazısı..

23 Nisan gösterisini 24 Nisan'da yaptı oğlum..
Diyarbakır oynadılar minicik hallerine bakmadan..
Bu sırada beklerken whatsapp tan fotoğrafını paylaştım kuzenlerle. Kuzenimin eşi de ilkokulda aynı yöreyi oynamış ama o zaman böyle yöresel giyinmek yasakmış. Ne memleket di mi ama?

ciddi evladım :)

..ve son..

küçük adamlar

Keşke Atamızın bize bıraktığı çocuk bayramını gerçekten coşkuyla yaşayabilsek. Çocuklar için herşey coşkulu zaten ve ben de hafta sonunun iki gününde de hep mutlu olsun diye uğraştım. Yine de sokaklarda, büyük organizasyonlarla aynı coşkuyu bizim de hissetmemizi isterdim.

Neler mi yaptık? o da hafta sonu yazısında olsun..

18 Nisan 2016 Pazartesi

haydi çocuklar bahçeye..

İtiraf ediyorum.. Biraz oyalanın, güzel güzel kendi kendinize vakit geçirin istiyoruz. Anne&baba ne oynasak diye peşimizde koşmayın ve biz de vicdan azabı çekmeyelim istiyoruz. Çok güzel oynayın, çok keyif alın ve bütün enerjinizi harcayıp akşam da erkenden ve hemencecik uyuyun istiyoruzzzz! İşte bu yüzden hoşgeldin bahar :) Yaşasın parklı bahçeli günler :)


Bu aralar Ayaz okuldan gelir gelmez kendini bahçeye atıyor ve en az 2 saat kendisini evde göremiyoruz. Zaten eğer çıkmamışsa ki çıkmaması için evde olmaması gerekiyor, arkadaşları kapıya dayanıyor hemen.


Hazal desen kapıdan birisinin çıktığını görmesin hemen gidip ayakkabılarını alıp kapıya dikiliyor. Yürümeyi de iyice ilerletti. Şu sıralar en büyük hedefi koca koca merdivenleri tırmanıp kaydırağın tepesine dikilmek.

Bu aralar bizde haberler böyle.. Ne demiştik yaşasın güzel havalar :)


7 Mart 2016 Pazartesi

yüreğim ağzıma geldi..

Perşembe öğleden sonra ofisteyiz, saat 15:15 civarı telefonum çaldı. Ayaz'ın  öğretmeni arıyor. Açtım hemen, Ayaz'ın düştüğünü, iyi olduğunu ama gitmemiz gerektiğini söyledi. Ne hale geldiğimi anlatamam. Ne olmuştu, nasıldı, kimbilir ne kadar korkmuştu. Öğretmeni biraz rahatlayayım diye fotoğrafını gönderdi, gönderirken de uyardı korkmayın durumu iyi dedi. Kafası olmuş davul gibi. Berelenmiş de tabii ki.

İlk önce evi aradım anneannesini yolladım, peşinden de babasıyla birlikte ayrıldık ofisten. Okulun hemen altında sağlık ocağından aldık Ayaz'ı, hemen tıp merkezine götürdük. Muayenesi iyi geçti. Okulun en alt kat merdivenlerinden tepeden aşağıya yuvarlanmış. Allah korumuş. Allah yine korusun bütün yavrularımızı..

Cuma okula gittim kameraları izledim, içim cız etti. Çok fena düşüyor. Müdahele yok, kendisi ya takılmış ya ayağını boşa basmış yuvarlanmış. Kuzum benim verilmiş sadakamız varmış.

1 Mart 2016 Salı

devlet okulu mu? özel okul mu? II

Baştan belirteyim bu yazı devlet okulu seçiminin olumlu yanlarını anlatıyor.
Okul hayatından temel düzeyde en büyük beklentim, yavrumun okulu sevmesi, öğretmenini sevmesi ve yeterli/ iyi düzeyde akademik ilerleme kaydetmesi. İlkokulda bunlar ters gitti mi bir daha düzelmesi zor oluyor.

Varan 1: Şimdiye kadar Ayaz'dan okula gitmek istemiyorum sözünü çok nadir duydum, bunların sebebi de ya hasta olmasıydı ya da başka öğrencilerle yaşadığı sıkıntılardı.
Varan 2: Okula başladığı ilk hafta Ayaz gelecekte ne olmak istediğine karar verdi, tahmin edin bakalım. Çok büyük sürpriz değil ama beni çok mutlu eden bir cevap; o gün bugündür öğretmen olmak istiyor. Bu da benim için öğretmenine hissettiği duyguları ifade ediyor.

Özel bir okuldan ise en büyük beklentim yabancı dil öğrenmesi olurdu. Bunu çok iyi düzeyde sağlayan okullar olduğu gibi çoğu özel okulda da yasak savmak icabında haftalık belli saatlerde İngilizce dersleri oluyor ve maalesef yine çoğunda döneme başladığınız native öğretmenin birden bir problemi çıkıveriyor hop öğretmen değişiyor.


Akademik olarak bu sene hedefleri okuma-yazma ve basit matematik diyebiliriz. Diğer yaşıtlarıyla kıyasladığımda bu konularda özel okullarla ortalama aynı düzeyde gidiyorlar. Şimdiye kadar önceliklerimle ilgili herşey yolunda.

Özel bir okuldan bir diğer beklentin ise sosyal faaliyetler olurdu özel okula gönderseydim. Bu konuyu çok uzatmayacağım ama şuan okul saatleri içinde yararlanabildiği ek sosyal dersleri maddeliyorum hemen;

Resim
Drama
Gitar/ 2. sınıftan sonra bağlama
Satranç
İngilizce

Her birinin öğretmeni de kendi branşlarında uzman. Ayaz bunlardan İngilizce hariç hepsine katılıyor, her ders için bir dönemlik ek ücret ödüyoruz. İlk dönem hepsine gitmek istedi ben de gitsin baksın ilgili olmadığı derse devam etmez nasılsa diye düşündüm. İkinci dönem de hepsine gitmek istedi, devam ediyor. Önümüzdeki yıl öğretmenleriyle konuşup, yine Ayaz'ın da fikrini alıp öyle karar veririz sanırım.

Bu arada okul da yarım gün. Bütün bunları nasıl yetiştiriyorlar ben de anlamıyorum. Tabii dersleri desteklemek bize de düşüyor ki bu da başka bir yazıya..

İngilizce için de kendimizce bir çözüm bulduk, işte o da başka bir yazıya..

bu konu hakkındaki ilk yazımı da buradan okuyabilirsiniz.



22 Şubat 2016 Pazartesi

sömestr tatili..

Rahat rahat evdeyim, oğlumla tatil geçireyim dedim. Daha pazar günü Ayaz oldu mu hasta. pazartesi de Hazal hastalandı. İki günü yoktur bir şey dinlenirler geçer diyerek geçirdim. Geçmeyince doktora gittik. Nur topu gibi İki boğaz yolları enfeksiyonumuz vardı. Bu durumda Hazal Hanım da antibiyotikle tanıştı.

Atibiyotik çocukları çabucak toparlayınca sıradaki haftayi ziplenmiş tatil gibi geçirdik. Pazar günü abimler geldi, pazartesi Ayaz için bir ilk olan bowling oynamaya gittik.


hiç labut devirememelerine rağmen çocuklar gibi şenler.. 
bir dakika gerçekten de çocuklar değil mi?

Ertesi gün başka bir alışveriş merkezinde sinemaya götürdük bu kez. Biz de Hazal Hanım'la  gezdik. Uyku gözlerinden akmasına rağmen gözünü hiç kapatmadı. Oradan gecenin finalini anneannesinde yaptık. 

Çarşamba Ayaz babasıyla ofise gitti. Böylece ben de bir gün tatil yaptım. 


Hazal Hanımcığım

Perşembe kuzenimiz Ada Defnelere gittik, babaanneler gelinler hep beraberdik. Bu kez gecenin finalini babaannesinde yaptık. Ertesi gece de orada kalıp cumartesi İstinye Park'a gittik. 

koca kazık görünüyor ama daha küçücük

Hastalıktan yeni kalktıkları için bizim için oldukça tempoluydu ve maalesef büyük organizasyonlara giremedim. Yine de çok eğlendik, önemli olan da bu.

zararlı şeyler yemiş ve içmiş, maskesini de kapmış mutlu Ayaz Bey

Karnesini de unutmayalım, hepsi çok iyi. Bir de öğretmenini çok seviyor demiş miydim, kanıtı aşağıda;

öğretmeninin prensi Ayaz (sıfat öğretmenine ait ben uydurmadım)

20 Şubat 2016 Cumartesi

ilk ayrılık ilk kavuşma..

Hafta sonu kaçamağından dönüyoruz bir heyecan bir mutluluk. İnsan hafta sonu bitiyor diye sevinir mi? Bebeğine kavuşacaksa sevinirmiş. Baktım babasında da bir iddia bir kendine güven, kızı kollarını açıp ona kavuşacak bekliyor. Abisi zaten uyuyor. Bense silahlarıma güveniyorum.

Vardık eve kapı açıldı ve salonun kapısından Hazal bebek göründü. Dört ayak ama koşar adım, yüzünde koca bir gülümseme "memme, memme" diğe bacaklarıma tırmandı. Kaptığım gibi koşar adım kavuşturdum isteğine biraz keyif bir iki gülücükten sonra hop babasının kucağına.

O gün bugündür de o kelimeyi söylemiyor. Biz yokken de söylememiş zaten. Çok sakinmiş, hiç sorun çıkmamış. Annem depresyondaydı, kendini uykuya verdi diyor mübalağa yaparak.

konuyla alakasız Hazal Hanım fotosu

Bunun üzerine ben her gün işten geldiğimde aynı heyecanı bekledim ama yazdım ya olmadı. Olmamasından da memnunum ama içerde bir deli anne de var sanırım. Sadece perşembe akşamı gelip gidip sıkı sıkı sarıldı. Sanırım duygularını daha az ifade eden bir çocuk olacak.

Bir yaşında bebenizi bırakıp kaçamak yapabilirsiniz bir şey olmuyor. Tavsiye bile ediyorum. Hatta büyük olan için tadından yenmiyor. Yine eskisi gibi bütün ilgi, alaka onun üzerinde. Yine onun beyefendiliği ön planda. Hem ne biz süründük ne Hazal. Özledik ama hepimize de bir motivasyon gelmedi değil.

Zaten bu yaz ikisini de bırakıp kaçamak yapmayı da hedefliyorum :)

18 Eylül 2015 Cuma

devlet okulu mu? özel okul mu? I

Her şey Ayaz 3 yaşındayken başladı. O zamanlar okula başlamalı mı başlamamalı mı diye bir soru düşünmedim bile. Son bir yılı evde oğlumla geçirmiş, çok keyif almış ve benim bile yeri geldiğinde ona ne kadar yetemediğimi düşünmüştüm. Artık evden çalışmaya da başladığıma göre bakıcı yerine okul daha iyi bir seçenekti. Bir sürü yuva araştırdım, gezdim gördüm. En sonunda bundan iyi nimet bulunmaz diyerek evimizin dibindeki devlet lisesinin kreşine verdim. Ayaz'la aynı yaşta oğlu olan komşumu da ikna ettim, iki kanka beraber başladılar okul hayatına. Okul zaten iki adımdı, müdür idealistti, lise binasında anaokulu açmıştı bin bir uğraş vererek. Üstelik küçük sınıf olarak bizimkileri ayırdılar ve 8 kişilik sınıfta oldu oğlum. Yarım gün gönderirim derken Ayaz'dan gelen istekler üzerine 2-3 ay sonunda tam güne döndük. Bizimkiler öğretmenlerinin de ilk öğrencileriydiler. Elif Öğretmen onlarla çocuk oldu, onlarla aslancılık oynadı, enerjisi hiç bitmedi. Beklentim de çok değildi zaten, sosyal imkanları ve hijyenik koşulları yeterli olsun, oyun grubu gibi oğlum eğlensin eve mutlu gelsin. Dört ayağımın üzerine düşmüştüm, hedefi on ikiden vurmuştum.

kreşin ilk günü

Bir sonraki yıl yine araştırdım yine en güzeli en yakını diyerek devam ettim. Bu kez tek sınıf vardı, daha kalabalıklardı ve esas öğretmenleri de klasik öğretmendi. Üstelik oldukça disiplinliydi ve hamile olduğu için çocukların peşinde çok da koşturmadı. Bana göre daha kötü bir yıldı ancak Ayaz'a sorarsanız hala en sevdiği öğretmeni odur, okula gitmekten de hiç vazgeçmek istemedi. Aslında bu yüzden oynamadım hiç bir şeyle, sadece yakından takip ettim.


Ayaz & Elif Öğretmen

Sonra taşındık, artık ilkokul hazırlık olacaktı, yine başladım araştırmaya. Herkes bir öğretmeni işaret ediyordu Sevgi öğretmen. O da Ayaz'ın kaydının çıktığı okulun anaokulu öğretmeni. Yarım gündü, öğlenciydi ama zaten küçük evde bakıcı da var ne olur dedik verdik yine devlete. 28 kişilerdi hiç abartmıyorum. Bir öğretmen, bir yardımcı personel, bir de yardımcı stajyer öğremen vardı. Öğretmenin ne kadar önemli olduğunu teyit ettiğim yıl bu yıl oldu. İlkokula hazırlamak neymiş anladım. Ek olarak İngilizce de verdi öğretmenleri bizim çocuklara.

geçen yıl, yıl sonu gösterisinden sonra

Geldik en önemli kısmına. Artık ilkokul olacaktı ve benim gönlüm hep özelden kocamın gönlü de hep devletten yanaydı. Yalnız ikimizin ortak fikri uzağa göndermemekti ve en önemlisi öğretmenin iyi olmasıydı. Yine araştırdım, döndüm dolaştım. Bir çok donelerden sonra en iyi öğretmen olduğuna karar verdiğimiz için yine aynı okulda devam etmesine karar verdik. Bizim seçimimiz devlet okulu oldu.

17 Eylül 2015 Perşembe

6 yıl oldu, iyi ki doğdu!

Ayaz oğlum bugün itibariyle 6 yaşını doldurdu. İyi ki doğurduğum. Gözümün nuru.. Ben de şöyle bir flashback yaptım geçmişe..

burada tam 32 haftalık hamileyim.. sanki çıkmak istiyor ama bir türlü çıkmak bilmedi :)


ilk gün.. güzelliğim, toromançim.. tam 4210 gr doğdu

hala ayrılamadığı ana kucağı

evdeki ilk günler, var mı ev gibi rahatı..

minnoşum, keltoşum 1 yaşında.. 

 minnoşum 4 yaşında, mumlardan yanmadan hemen önce.. 
yok yok bir vukuat olmadı sadece hafif bir sıcaklık hissi..

Var mı anne olmak gibisi? Var mı onu büyütürken yaşadığın tatmin ve gurur hissi? Bu duyguları insana başka ne yaşatabilir ki?