Oğlum, bu hafta her sabah ben giderken ağlıyorsun. Hatta benim hazırlanmaya başladığımı farkettiğin anda mızıldanmaya başlıyorsun. Giderek şiddeti arttırıp ağlayarak paçalarıma sarılıyorsun. Dibimden bir saniye bile ayrılmıyorsun. Çok üzülüyorum, içim parçalanıyor ama biliyorum ki herşeyi anlıyor, sadece içgüdülerine yenik düşüyorsun. Hangi anne bebeğinin gözündeki yaşlara kayıtsız kalabilir ki! Yine de her seferinde soğukkanlılığımı korumaya çalışıyorum. Seni öpüp koklayıp, konuşup öyle çıkıyorum. Yalnız bu sabah öyle olamadı. İçime oturdu. Tam ben sinirime yenilmek üzereydim ki baban kendi sinirine yenildi, biz vedalaşamadan çıkmış oldum. Onu da o kadar iyi anlıyorum ki. Bu durum hepimizi geriyor. Umarım bu dönem de en kısa zamanda biter.
Aklımda endişeler var. Gece uyumamanın, sabah bu gözyaşlarını dökmenin ve on gündür sürekli benimle aynı odada olmak istemenin, yanımdan bir dakika bile ayrı kalmak istememenin suçunu yine kendimde arıyorum. Okuyorum, araştırıyorum. Ben oğluma güven veremedim sonucuna varıp yine ve yine kendimi suçluyorum.
Bu on günün tek istisnası iki gündür göremediğin babana kavuşmanın heyecanıyla dün akşam ben nerdeymişim takmadan uzun süre babanla oynamandı. Bu yüzden bu sabahtan da oldukça ümitliydim. Ümitleri suya düşmüş bir anneyim şimdi.
Seni çok seviyorum, bunlar da geçecek biliyorum.. Geçsin biran önce..
17 Şubat 2011 Perşembe
16 Şubat 2011 Çarşamba
endişeliyim..
Sessiz kaldım çünkü endişeliyim.. Kaç gündür sadece bunu yazasım var başka da birşey içimden gelmiyor.. Olanlar ailemi de yakından ilgilendiriyor, zor günler yaşıyoruz, ama esas ülke olarak zor günler.. Başlığı ve ilk cümleyi Yonca Tokbaş'tan aldım/ esinlendim.. Hissettiklerimi o yazmış.. Endişeliyim..
14 Şubat 2011 Pazartesi
10 Şubat 2011 Perşembe
çocukluğum..
soldan sağa, Pfaff-Zubizarreta-Shilton
Özgüranne, yazmış. İster sobe olarak alın, ister yorumlara yazın demiş. Ben de burada yazmak istedim. Ne güzel bir düşünce. Hep hatalara, yanlışlara konsantre oluyoruz ki tekrarlamayalım. Aslında güzelliklere konsantre olmak çok daha yapıcı ve yol gösterici olabilir.
Bu yazıyı yazmak için gözümü kapadığımda ilk önce unutamadığım birkaç kötü hatıra geldi gözümün önüne. Şaşırdım, normalde pozitif bir insanım, kendimden beklemezdim. Bu blog dünyasının insana ne kadar iyi gelebildiğini bir kez daha öğrendim. İşte benden seçmeler;1. Annemin pazar günleri, onca yorgunluğun üzerine, en son beni yıkadıktan sonra saçlarımı kurutmaya üşendiğimde beni dizine yatırıp "ipek saçlı kızım" diyerek saçlarımı kurutması, taraması. O eksi fön makinesinin görüntüsü bile o kadar net aklımdaki.
2. Abimin, Onur'u, beni ve Gökte'yi, Pfaff-Zubizarreta-Shilton(o zamanın ünlü kalecileri) ilan ederek, kendisi de Marco van Basten olarak, kah orada, kah burada bize şut çekmesi. Toni Schumacher olamazdık bu arada çünkü o en iyiydi. En iyi de her zaman abimdi. Aslında abimle oynadığımız bütün oyunlar, o ne derse padişah fermanı gibi ama gönülden bir sevinçle kabullenmemiz.
3. Kuzenlerim sünnet olduğunda, bütün gün tuvalete bile gitmeden başlarında beklemiştim, zaten tuvalete gitsem kendimin bile unuttuğu süpriz doğumgünü partimin hazırlıklarını görebilirdim.
4. Dört olacak ama bunu da yazmam gerek, yine abimle gittiğimiz ilk maç, ilk antreman.. Abimin beni götürmesi zaten gururdu, büyümek demekti.
7 Şubat 2011 Pazartesi
3 Şubat 2011 Perşembe
antibiyotikle tanışma..
Evet maalesef korkulan oldu, Ayaz iyileşemedi, tekrar kontrolde antibiyotiğe başladı. Seconder bakteriyel bişey olduğunu söyledi doktor. Bunun anlamı; virütik olan hastalıkla vücut bakterilere de dirençsiz hale gelip, bakteriyel hastalık kapması da muhtemelmiş. Bizimki artık bu bakteriyelden yani, bu nedenle de antibiyotik başladık. Zaten ilk gittiğimizde de uzarsa bakteriyel de olduğunu düşünürüz demişti. Ayrıca öksürük şurubu ve burun damlası da değişti. Yalnız bu kez ilaçlar hemen etkisini gösterdi. Burun akıntısı ve öksürük neredeyse bitti.
Bu arada evimizin babası, tam iyileşmeden ilaçları kesince daha beter hasta oldu bu sefer ateşlisinden hem de.
Ben ne oldum? Düşmedim tabii ki.. Düşemedim.. Fırsat kalmadı bana.. Hep hastayım, hep bir burun akıntısı, öksürük ama ayaktayım. İlaç filan da almıyorum.. Bakalım..
Bu arada evimizin babası, tam iyileşmeden ilaçları kesince daha beter hasta oldu bu sefer ateşlisinden hem de.
Ben ne oldum? Düşmedim tabii ki.. Düşemedim.. Fırsat kalmadı bana.. Hep hastayım, hep bir burun akıntısı, öksürük ama ayaktayım. İlaç filan da almıyorum.. Bakalım..
uşaciğum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



