Evet yazamamdim uzun suredir.. Sonra bunları da yazacağım bir bir..
Şimdilik gündeme gelirsek; bugün ilk kez tiyatroya gitttik miniş oğlumla ve Ada Defne'yle ve Emir Hakkı'yla..
Ayaz'dan çok şüpheliydim. Benim kıpır kıpıroğlumun yerinde oturabileceğine pek inanasım gelmedi. Hatta Ferda'yla da böyle büyük büyük konuştuk heralde Ayaz duramaz diye. Yuzumu kizarttı oğlum benim. Hep böyle şeylerde yalancı çıkarsın beni ne olur.. Negüzel seyretti, alkışladı, eşlik etti inanamadım. Ada ve Emir de kendilerinden beklediğimiz performansla çok güzel izlediler. Hatta Ayaz'ı salondan zor çıkardım. Tekrar başlasın diye tutturdu. Bir de Adacığımın "aa prenses topuklu giymiş" diyerek öneimli bir ayrıntının altını çizmesini unutamayacağım. Çocukların ne kadar dikkatli olduğunu ve çocuktur anlamaz demenin ne kadar anlamsız olduğunu atırladım bir kez daha.
Resimle için yeni blogunu açan sevgili Ferda'nın bloguna tık tık lütfen..
26 Ocak 2012 Perşembe
24 Ağustos 2011 Çarşamba
yine gidiyoruz..
Bu kez Antalya Karpuzkaldıran'a kampa gidiyoruz.. Bizim ekip işte canım. Babaanne ile dede önden gittiler, dört gözle Ayazçip'i bekliyorlar..
Ayazçip bizim daha doğar doğmaz oğlana takığımız isim. Çip kelimesi tüm aileye yerleşmiş durumda. Tam da bizim oğlanı anlatıyor bizim için. Çip demek, yaramaz değil ama afacan, inatçı ama sevimli, güleryüzlü ama işini bilen, eli işte gözü oynaşta bebiş demek bizim için. Ayaz demek..
Bir "çip" var bir de "çipos".. Ben arada uyduruyorum işte böyle kelimeler. Şimdi tamamen günlük hayatımızın içinde. Cümle içinde kullanalım "Bütün çip ve çiposlar parkta toplanmış".
Tatile geri dönersek yarın akşam çıkıp, bayramın son günü dönüyoruz kısmetse. Yine bavul hazırlamayı itinayla son güne bıraktım. Hiç endişelenmiyorum yalnız, çünkü artık üç bavulu yarım saatte hazırlayabilecek kıvama gelmiş bulunuyorum..
Dönüşte temizlik ve ütüler için de komşumun yardımcısını ayarladım ya üzerimden büyük bir yük kalktı..
Akşam ola hayrola diyelim..
Ayazçip bizim daha doğar doğmaz oğlana takığımız isim. Çip kelimesi tüm aileye yerleşmiş durumda. Tam da bizim oğlanı anlatıyor bizim için. Çip demek, yaramaz değil ama afacan, inatçı ama sevimli, güleryüzlü ama işini bilen, eli işte gözü oynaşta bebiş demek bizim için. Ayaz demek..
Bir "çip" var bir de "çipos".. Ben arada uyduruyorum işte böyle kelimeler. Şimdi tamamen günlük hayatımızın içinde. Cümle içinde kullanalım "Bütün çip ve çiposlar parkta toplanmış".
Tatile geri dönersek yarın akşam çıkıp, bayramın son günü dönüyoruz kısmetse. Yine bavul hazırlamayı itinayla son güne bıraktım. Hiç endişelenmiyorum yalnız, çünkü artık üç bavulu yarım saatte hazırlayabilecek kıvama gelmiş bulunuyorum..
Dönüşte temizlik ve ütüler için de komşumun yardımcısını ayarladım ya üzerimden büyük bir yük kalktı..
Akşam ola hayrola diyelim..
22 Ağustos 2011 Pazartesi
sütçüüüüüü...
Tarih dün akşam..
Israrla semizotu yemeyen Ayaz'a başka yemek de verilmeyeceği annesi tarafından bildirilir(O kadar da katı değilim canım, bir güzel salatalıklar, pideler yenmiştir, ne çok toktur ne de aç). Anne kırk yılda bir otorite kurmak ister.
Tabii o otorite anneannesi tarafından yıkılır. Ayaz köftelerle bir güzel beslenir. Annesi de o zaman süt yok, bu gece yatarken de gece uyanınca da süt içmeyeceksin der.
Yatılan yataktan üç kez "mama"-"yiyecek misin oğlum?"-"edet" diyaloğuyla mutfağa gidilir ama yenmez.
Dördüncü numarayı da nne yemez hadi bakalım yatıyorsu bir daha mutfağa gitmek de yok deyince, Ayaz yatakta ayağa kalkar, ayak ucuna yürür "Anneanne, anneanne... dütt düttt" şeklinde sen yapmazsan anneannem yapar edasıyla seslenir. Bak şu bücüre ya, gülsem mi ağlasam mı şaşırıyorum.. Tatlı uyanık..
Ama savaştım, otoriteyi yıkmadım-yıktırmadım. Sabah altıya kadar vermedim o sütü.
Ceza mı ceza, yapılan hareketle doğrudan da ilişkili bir ceza? İçim cız da etse bız da aklımı dinledim kalbimi değil. Bu kadar katı olmasa da biraz daha aklımı dinlemeliyim hepimizin ruh sağlığı için.
Zaten gece sütünü tekrar kesebilmek için bahane arıyordum iyi oldu..
19 Ağustos 2011 Cuma
İyi ki doğdum ben..
Eh bugün doğum günüm, kendi kendime kutlayayım dedim..
Şaka bir yana birtanem kocam sevgilimden aslında daha önce kendim -daha ilerideki başka bir özel zaman için- sipariş ettiğim hediyeyi beklemediğim bir zamanda ve o hediye ile ilgili hiçbirşey düşünmezken aldım..
Koluma bakıp duruyorum diyim siz anlayın..
Böyle konularda çok saf oluyorum. O hediyeyi almaya gitmişken biz de aynı alışveriş merkezinde yemek yiyorduk kızlarla. Hem de doğum günüm. Gördük onu ama azıcık bile şüphelenmedim. O da iyi kıvırdı doğrusu. Sonra kızlar kalktı ben de bir kahve içelim diye onu bekledim.
Süprizimi aldım taktım.. Bu da tarihe not düşülsün diye buraya yazdım :)
Şaka bir yana birtanem kocam sevgilimden aslında daha önce kendim -daha ilerideki başka bir özel zaman için- sipariş ettiğim hediyeyi beklemediğim bir zamanda ve o hediye ile ilgili hiçbirşey düşünmezken aldım..
Koluma bakıp duruyorum diyim siz anlayın..
Böyle konularda çok saf oluyorum. O hediyeyi almaya gitmişken biz de aynı alışveriş merkezinde yemek yiyorduk kızlarla. Hem de doğum günüm. Gördük onu ama azıcık bile şüphelenmedim. O da iyi kıvırdı doğrusu. Sonra kızlar kalktı ben de bir kahve içelim diye onu bekledim.
Süprizimi aldım taktım.. Bu da tarihe not düşülsün diye buraya yazdım :)
bir not..
Blogger a resim yükleyemediğim için kaç gündür bekletiyorum yazıları. En sonunda dayanamadım yayınladım. Resimler sorun düzelince gelecek umarım..
Marmaris devam..
Tatilden biraz daha davem etmek istiyorum.
Ayazcım, birkaç kaza dışında bezsiz dolaştı bir güzel. Kaka için genellikle odamıza çıktık. Zaten ya kahvaltıdan hemen sonra ya akşam yemeğinden hemen sonra ya da ikisi birden olduğu için pek sorun olmadı. Zaten son durum olarak kakayı söylüyor(çiş diyor kakaya). Çişi de söylemiyor ama belli aralıklarla götürünce hemen hemen hiç kaza olmuyor. Yine de sanırım şimdilik sokak gezmesine filan bezsiz çıkamam.
Ayaz'ın hastalığı orada düzeldi, buraya gelince tekrar nüksetti. Ateş gibi bir durum yok ama öksürük var ve bitmek bilmiyor. Oysa o kadar iyi koruyup kolluyoruz ki anlatamam. Hele şimdi gündüzleri babaannesi yanında, kendimden çok güvenirim ona bu konuda.
Turunç Otel'e gelince.. Sonuçta çocukla kesinlikle gitmenizi tavsiye edebileceğim bir yer. Çok çocuk var, çocuk kulübü var, gayet güzel ve büyük bir parkı var, akşamları çocuklara animasyon var, güzel denizi ve iki havuzu, büyük havuzlarından birinde sığ bir kısmı-tüm çocuklar orada oynuyorlar-, ayrıca çocuk havuzu var. Akşamları çocuklar için ayrı menü var. Onun dışında da bol yiyecek seçeneği var. Çalışanlar gayet güleryüzlü ve yardımcı.
Deniz hemen derinleşmiyor normal, yalnız daha bizim boyumuza gelmeden yosunlar başlıyor. Çocuklar için sorun değil ama bizim için çok hoş değil. Yine de sonuçta mavi bayraklı tertemiz deniz. Yalnızca çok rüzgar olan bir gün karaya izmaritler filan vurmuştu. Ancak alternatifi çok. Daha önce yazdığım gibi iki güzel havuzu var; biri aktivite havuzu, devamlı bir eğlence oluyor, diğeri dinlenme havuzu, güneşleniyor yüzüyorsunuz. Bunların dışında da otelin olduğu koyun bitimine doru bir tünel/ mağara açmışlar. Buradan açık denize çıkabiliyorsunuz. Orada ufak bir iskele var ve denizi muhteşem. İçinde balıkları yüzerken izliyorsunuz. Bunların dışına bir de aqua parkı var otelin. Burada da büyükler için olduğu gibi çeşitli yaş gruplarındaki çocuklar için değişik kaydıraklar var.
Odalar yepyeni, pırıl pırıl. Yemekler güzel, çeşit çok bol. Sonuçta dört yıldız olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor.
Ayazcım, birkaç kaza dışında bezsiz dolaştı bir güzel. Kaka için genellikle odamıza çıktık. Zaten ya kahvaltıdan hemen sonra ya akşam yemeğinden hemen sonra ya da ikisi birden olduğu için pek sorun olmadı. Zaten son durum olarak kakayı söylüyor(çiş diyor kakaya). Çişi de söylemiyor ama belli aralıklarla götürünce hemen hemen hiç kaza olmuyor. Yine de sanırım şimdilik sokak gezmesine filan bezsiz çıkamam.
Ayaz'ın hastalığı orada düzeldi, buraya gelince tekrar nüksetti. Ateş gibi bir durum yok ama öksürük var ve bitmek bilmiyor. Oysa o kadar iyi koruyup kolluyoruz ki anlatamam. Hele şimdi gündüzleri babaannesi yanında, kendimden çok güvenirim ona bu konuda.
Turunç Otel'e gelince.. Sonuçta çocukla kesinlikle gitmenizi tavsiye edebileceğim bir yer. Çok çocuk var, çocuk kulübü var, gayet güzel ve büyük bir parkı var, akşamları çocuklara animasyon var, güzel denizi ve iki havuzu, büyük havuzlarından birinde sığ bir kısmı-tüm çocuklar orada oynuyorlar-, ayrıca çocuk havuzu var. Akşamları çocuklar için ayrı menü var. Onun dışında da bol yiyecek seçeneği var. Çalışanlar gayet güleryüzlü ve yardımcı.
Deniz hemen derinleşmiyor normal, yalnız daha bizim boyumuza gelmeden yosunlar başlıyor. Çocuklar için sorun değil ama bizim için çok hoş değil. Yine de sonuçta mavi bayraklı tertemiz deniz. Yalnızca çok rüzgar olan bir gün karaya izmaritler filan vurmuştu. Ancak alternatifi çok. Daha önce yazdığım gibi iki güzel havuzu var; biri aktivite havuzu, devamlı bir eğlence oluyor, diğeri dinlenme havuzu, güneşleniyor yüzüyorsunuz. Bunların dışında da otelin olduğu koyun bitimine doru bir tünel/ mağara açmışlar. Buradan açık denize çıkabiliyorsunuz. Orada ufak bir iskele var ve denizi muhteşem. İçinde balıkları yüzerken izliyorsunuz. Bunların dışına bir de aqua parkı var otelin. Burada da büyükler için olduğu gibi çeşitli yaş gruplarındaki çocuklar için değişik kaydıraklar var.
Odalar yepyeni, pırıl pırıl. Yemekler güzel, çeşit çok bol. Sonuçta dört yıldız olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


