ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2016 Salı

hafta sonu..

Bu hafta sonu Ayaz yüzme kursuna gitmediği için oldukça serbesttik. İngilizce dersini de pazar öğleden sonra öğretmeninin evinde ve tek başına aldı. Çok mutluydu meleğim.

Cumartesi günü bütün gün evde olma isteğim ev halkı tarafından reddedilerek, yakınlardaki Doğa Park'a gezintiye çıkıldı. Şaşırdım çünkü genelde tersi olur.

cumartesi yürüyüşü ve Hazal'ın pusette durduğu nadir anlar..

Pazar ise Ayaz'ın ilk merkezi sistem sınavı vardı. Bilsem sınavına girdi ve 15 dakikada çıktı. Gerçi hepsi birlikte çıktılar.

gençler sınavdan çıkıyor..

Eve döndük, Ayaz'ın ders saatinde Üsküdar'a geçtik. Ayaz'ı derse bırakıp küçük bir Üsküdar turu yaptık. Et ve sakatat alışverişimizi hallettik. Canım Üsküdar ne kadar güzelsin.

Sonra Ayaz'ı alıp dedeme uğradık çok sevindiler. Hazal ilk adımlarını dedemde attı. Bu da tarihe not olsun. Sehpaya doğru 3 adım attı ki salak annesi göz göre göre sehpaya giden çocuğu tutmadığı için kafayı cam sehpaya donklattı. Buzlar muzlar, hemen eve gidip doktorun abisine verdiği jelden de sürdük, fazla bişey yok hafif şişlik ve morluk.

Hay bin kunduz, nasıl yaptı ben bunu. Ucuz atlattık yine, ya patlasaydı ya da daha kötü birşey olsaydı. Daha da uzun süre yürümez heralde.




29 Şubat 2016 Pazartesi

baby finger ın dogum gunu partisi..

Ayaz'ın İngilizce derslerinden mütevellit evde bol bol İngilizce çocuk şarkısı dinler olduk. Aşağıdaki de Hazal'ın favorisi. O "chu chu tv" sesini duyduğunda ağzı kulaklarına varıyor. Hatta ilk kelimelerinden biri de "beybi" bu da buraya yazılsın.


Biz de evimizde beybi fingırımızın doğum günü partisini yaptık büyük kocaman ailemizle. Gelebilen gelemeyen herkes sağolsun. Çok stres yaptım evde onca kişi nasıl olacak diye ama su gibi aktı herşey maşallah. Öyle böyle değil çocuklarla kırk kişi kadar olduk. Herşeyi böyle kolay olsun beybimin.

Parti Hazal'ın defilesi şeklinde geçti, Oscar Ödül Töreni'nin kırmızı halısına taş çıkarttı bebeğimiz.

parti başlamadan sakin sakin 

Ayaz'ı eğlenceden alamayınca doğum günü kızıyla fotoğraf çekildik. Benim kollar sumocu gibi çıkmış valla o kadar değil, zayıfladım aslında.

Ayaz'ın Mickey pastasından sonra bayan Mini'ye de Minili pastamız


Ailem

Güzel soframın fotoğrafını çekmemişim, çok üzüldüm.


Balerin Mini

Bu kız kısmının kıyafetleri de çok güzel oluyor, çok zevkli, herkese tekrar teşekkürler..

Anneannesi ve tütülü güzel

Nice senelere bebeğim!






24 Şubat 2016 Çarşamba

İyi ki doğdun Hazal'ım..


Canım, canımdan öte kızım. Bir sene ne kadar çabuk geçti anlamadım. Hayatımızda ne büyük bir boşluk varmış da haberimiz yokmuş. Şimdi ağabeyine soruyorum da Hazalsız bir hayat düşünebiliyor musun diye, hayır asla diyor o da bütün sevgisiyle..

Geçen sene bugün aldık seni kucağımıza, iyi ki aldık, iyi ki bizi seçtin. Hayatta hep mutlu olmanı diliyorum. Büyüdüğünde, benim kadar olduğunda ne mutlu çocuktuk biz, ne sevgi doluyduk, iyi ki böyle bir ailem, böle bir çocukluğum olmuş demeni sağlayabiliriz umarım.

Evimizin en taze neşesi, seni ne kadar çok sevdiğimi bir bilsen, anlatamam yaşadığım hislerimi..
İyi ki doğdun!

22 Şubat 2016 Pazartesi

sömestr tatili..

Rahat rahat evdeyim, oğlumla tatil geçireyim dedim. Daha pazar günü Ayaz oldu mu hasta. pazartesi de Hazal hastalandı. İki günü yoktur bir şey dinlenirler geçer diyerek geçirdim. Geçmeyince doktora gittik. Nur topu gibi İki boğaz yolları enfeksiyonumuz vardı. Bu durumda Hazal Hanım da antibiyotikle tanıştı.

Atibiyotik çocukları çabucak toparlayınca sıradaki haftayi ziplenmiş tatil gibi geçirdik. Pazar günü abimler geldi, pazartesi Ayaz için bir ilk olan bowling oynamaya gittik.


hiç labut devirememelerine rağmen çocuklar gibi şenler.. 
bir dakika gerçekten de çocuklar değil mi?

Ertesi gün başka bir alışveriş merkezinde sinemaya götürdük bu kez. Biz de Hazal Hanım'la  gezdik. Uyku gözlerinden akmasına rağmen gözünü hiç kapatmadı. Oradan gecenin finalini anneannesinde yaptık. 

Çarşamba Ayaz babasıyla ofise gitti. Böylece ben de bir gün tatil yaptım. 


Hazal Hanımcığım

Perşembe kuzenimiz Ada Defnelere gittik, babaanneler gelinler hep beraberdik. Bu kez gecenin finalini babaannesinde yaptık. Ertesi gece de orada kalıp cumartesi İstinye Park'a gittik. 

koca kazık görünüyor ama daha küçücük

Hastalıktan yeni kalktıkları için bizim için oldukça tempoluydu ve maalesef büyük organizasyonlara giremedim. Yine de çok eğlendik, önemli olan da bu.

zararlı şeyler yemiş ve içmiş, maskesini de kapmış mutlu Ayaz Bey

Karnesini de unutmayalım, hepsi çok iyi. Bir de öğretmenini çok seviyor demiş miydim, kanıtı aşağıda;

öğretmeninin prensi Ayaz (sıfat öğretmenine ait ben uydurmadım)

7 Temmuz 2015 Salı

hafta sonu..

Tatilden önceki son haftasonu olması münasebetiyle benim için oldukça sevimliydi.

Cuma günü, Ayaz'ın 11.15'te uyanmasıyla yeni bir rekora imza attığımız gün olarak kayıtlara geçti. Üzerine bir saate yakın kardeşiyle birlikte yatakta keyif yaptı. O bir saatte bana kaldı. Ani bir kararla Ayaz'ı havuza götürdüm. Baktım yataktan çıkacağı yok, baktım güneş var hava da fena değil, hemen kahvaltını edersen havuza inebiliriz sanırım dedim ve işte sonuç:

 derinlere atlayan oğlum

Hazal'ı uyutup inmiştik. Gelince önce oğlumu iyice bir yıkadım, ardından kızımı ve en son kendimi. Sonra da sıradan bir ev günü geçirdik. Hatta akşam üstü biraz kestirmişim. Öğleden sonra saatin kaç olduğuna hiç bakmamışım. "Timeless" yaşamışım. Telefonun çalıp kocamın geldiğini öğrenince saatin ve evde yemek olmadığının farkına vardım. Hemen Ayaz'ı bahçeye saldım, kızı emzirdim ve 1 saat içinde haftasonumuzu kurtaracak 3 çeşit yemek yaptım. Tabii bir önceki akşam kayınvalidemin gönderdiklerinin de katkılarıyla.

haftasonu güne hep bu güzellerle başladım

Cumartesi ve Pazarı da yarın kahvaltıya dışarı çıkalım, boşver evde yapalım, öğlen gideriz, neyse evdekileri yeriz, akşam mı çıksak derken Pazar akşamı eve yemek söyleyerek geçirdik. Site sınırlarının dışına çıkmadık. Pazar günü ailecek havuz sefası yaptık ve Hazal ilk kez pusetinde uyumayı başardı. Hatta yine Pazar günü bir bölüm Game of Thrones bile izledik. Baya verimli geçmiş. Çok kalabalık olduğumuz ya da çok gezdiğimiz haftasonlarını seviyorum ama arada böyle sakin geçirmek de süper oluyor.İlaveten Ayaz da hiç bahçeye bile çıkmadı tüm Cumartesi-Pazar. Hepimize bir rehavet gelmiş demek ki. Tatil için yapılacak alışverişleri de haftaiçine bıraktım. Bavul hazırlamak namına tek yaptığım hazırlanacak bavulları ortaya çıkarmaktı. Çılgın bir hafta beni bekliyor. Herkese iyi haftalar..

2 Temmuz 2015 Perşembe

nostalji..

Temmuz ayı geldi başladı biz hala yazı göremedik. Arada birgün için gösteriyor kendini ardından hop gelsin yağmurlar gitsin rüzgarlar. İşte önümüzde yine bir uzun haftasonu ve üç gün yağmur. Bu hüzünlü konuyu burada noktalayıp dünü anlatmak istiyorum.

Dün süpriz yapıp dedemlere iftara gitmeye karar verdik. Annem mamaları hazırladı, ben işten çıkınca gidip bebeğimi doyurdum toparlanıp çıktık.

İşte Üsküdar, tüm çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği yerler. Arabayla Duvardibi'nden Çiçekçi'ye doğru döndüm ve yola devam edemedim, Çiçekçi'nin ve çocukluğumun, anılarımın cazibesine kapılıp Çiçekçi'nin içine saptım. Dümdüz indim ve işte orada Harem Palas Apartmanı. Hemen altı zaten Karlık Bayırı ve dünyanın en güzel manzarası. Ayaz'a babaannemin evinini gösterdim. Karlık bayırında bir mola verdik. Arkada Kız Kulesi manzarasıyla bir sürü resim çekildik.

Karlık Bayırı'nda canlarım ve arkada kulem

Dün iş yerinden çıktığımda, anneme gittiğimde ve yolda gereksiz bir sinir, bir neye çatsam hali vardı üzerimde. Farkındaydım ve kendimi tutmaya çalışıyordum tutabildiğim kadar. Sebebi uykusuzluk mudur, yoksa dün sinir olduğum birkaç kişinin düşüncesizlikleri midir, tüm bunların hepsi midir bilmem. Sonradan fark ettim ki Duvardibi'nden Çiçekçi'ye saptığımda gitmiş bütün elektrik üzerimden.

Mola bitince Oradan itfaiyeye doğru eskiden hep abimle yürüdüğümüz yollardan arabayla devam ettik. İlkolulumu gördük, abimin, benim, Gökte'nin, dayımın ilkokulunu. Sonra geldik bizim meşhur Tahririye Sokağına, Postane Yokuşunda yer de bulduk mu tamamdır şimdi Konak Apartmanındayız, dedemdeyiz. Hayatımın en uzun yıllarını geçirdiğim apartmandayız artık. Yolda buralarda oturmalı dedi annem, onun sözünü ben de iliklerime kadar hissettim.

Bizi görünce nasıl sevindiklerini anlatamam. Hazal Hanım'ın büyük dedesine ilk ziyareti bu. Nazan Teyzem dedi ki "Ah bu yakınımda olsa hergün giderim ben buna", gelir de biliyorum. Benim yerim onda onun yeri de bende ayrıdır.

Soframızı kurduk, özçekimimizi de çekip gönderdik teyzemlere, dayımlara. Oh dedim iyi ki iki çocuk yaptım. Kalabalık ne kadar çoksa o kadar iyi. Keşke halim de vaktim de olsa da daha kalabalık olsak :)

Çocuklarımdan da minimum ikişer torun bekliyorum şimdiden söyleyeyim.

4 Haziran 2015 Perşembe

hastalık..kısa kısa..

Hazal Hanım Çarşamba sabahı sık sık hapşırmaya ve öksürmeye başladı. İlk hastalığı bu hanımefendinin. Gün içinde devam etmiş ama akşam iyiydi. Gece uyandığında durmadan hapşırma ve öksürme devam etti. Uyurken bir şey yok ama uyanınca başlıyor. Burnu da tıkalı. Klasik geniz akıntısı yani. Tabii hemen serum fizyolojik yapıldı, buhar makinesi açıldı. Sabah uyandığında gene vardı ama azalmıştı, tekrar serum fizyolojik yaptım. İki kez emzirdim, babaannesine emanet edip çıktım. Bu sefer kaşlar gözler de kızarmıştı. Bakalım gün içinde nasıl seyredecek hastalığın durumu. Allah'tan yarın evdeyim. yoksa içim hiç rahat değil. Hastalık olacak tabii ama böyle ufak ufak atlatalım, ilerlemeden kurtulalım.

Bugün büyük gün, yıl sonu gösterisi ve başrolde Ayaz Bey var. Heyecanlıyız, akşamı nasıl ederim bilemiyorum. Aç tırtıl olacak kendisi.


Başrolü kapmış adamım, ne de olsa sanatçı ruhu da var yeteneği de. İçinden geliyor yani, Müzik, oyunculuk, edebiyat bunlara yatkınlığı var. Ben uzman değilim ama o kadar belli ki. Bakalım zaman neler gösterecek. Bu yolun sonunda içinden bir mühendis çıkması da büyük olasılık tabii. Mutlu olsun da başka birşey istemem.. Bugün için dileğimse kızımın hemen iyileşmesi..

4 Nisan 2012 Çarşamba

hafta sonu.. ada vapuru.. ilk bisiklet turu..

Cumartesiyi pas geçerek pazardan başlamak istiyorum..

Hava durumuna rağmen, verdiğimiz sözü tuttuk ve arkadaşlarımızla Büyük Ada'da buluştuk. Tabii tek çocuklu çift olarak biz -biraz da Ayaz'ı ilk kez vapura bindirmek için, gerçi ilk kez Venedik'te binmişti ama o bizimkilerin yerini tutmaz- sabah 09.10 Kabataş vapuruna bindik. Diğer iki çiftimiz 10.30'daki deniz otobüsüyle aramıza katıldılar.

Arabanın serviste olmasının da etkisiyle otobüsle iskeleye gittik. Çok da iyi oldu. Sadece üniversite sınavının kalabalığına denk gelmiş olduk. Vapur yolculuğumuz olaysız başladı. Karşımıza da iki büyük oğlu ve Ayaz'dan sanırım bir yaş kadar büyük bir kızı olan bir çift oturdu. O anda iyice anladık ki Ayaz yabancılardan hoşlanıyor. Böyle bir tavırlar değişti bir hareketler değişti ki anlatamam. Sonra ben oğlumu biraz dışarı çıkardım, martıları besledik. Bayıldı tabii ama hava da soğuk ve rüzgarlı. Biraz da babası çıkardı, sonra tekrar içeri girince film koptu. Yaklaşık yarım saat ağladı, ne yapsak susturamadık, sonra da pusetinde uyuya kaldı.

hayvan dostu
ada kazasından sonra scarface

Vapurdan inerken hala uyuyordu. Tam rahat bir kahvaltı ederiz derken uyandı bizimki. Oturduk birşeyler yedik arkadaşlar gelene kadar.

Ada çocuklar için süper bir yer, bir defa araç trafiği yok, temiz hava bol bol, bu mevsimde çok kalabalık da yok. Olsa olsa bisiklet. Biz de durmadık, kiraladık bisikletleri, Ayaz babasının arkasında bebek koltuğunda zevkten dört köşe oldu. Yalnız biz tamamen çaptan düşmüşüz. Yorgunluktan bittik. Dönüşte bisikletleri verirken yine ağladı Ayaz'ım. Zaten bu aralar ağlamak en sevdiği kendini ifade etme şekli.

Neyse ki dönüşteki vapur yolculuğu oldukça eğlenceli geçti. Bu arada İstanbul'a bir geldik ki sağanak yağmur. İyi ki adaya gitmişiz dedik.

dönüş yolunda yorulmuş Ayaz
Not düşelim; Ayaz'a adaya gideceğiz dedikçe Ada Defne'ye gideceğiz zannetti paşam :) ne bilsin çocuğum ada ne demek yarım ada ne demek?

Cumartesi Notu: Ayaz'ın site içinden bir arkadaşının doğum gününe katıldık, Ayaz maşallah baştaki utangaçlığını attıktan sonra çok uyumluydu. Hatta artık kreş zamanı gelmiş yorumu da aldık sevindik.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Ayazsız ilk gece!

Cumartesi gecesi kuzenimin düğünü olduğu için annemlerle beraber düğündeydik, Ayaz Paşa'da babaannesindeydi. Düğün zaten maalesef yağmur nedeniyle 22.30 gibi dağılmak durumunda kaldı. Bu arada abimler de Emir Hakkı'yı anneannesinde bıraktılar ki iki gün önce kına gecesinde de ilk kez oğlanı yatıya bırakarak deneme yapmışlardı. Gayet de başarılı geçti.


Bundan cesaretle, son ana kadar vazgeçme hakkımı saklı tutarak ben de ilk kez babaannesinde bırakmaya karar verdim. Yağmurun da etkisiyle kararımdan dönemedim. Böylece kocam, ben abim ve Senoş bizim evde bekar bir gece geçirdik. Burada bekarlık = çocuksuzluk olarak kullanıyorum tabii.. Yarın nasıl kalkacağız derdi olmadan gece üçe kadar muhabbet ettik. Sabah gözlerimi açtığımda ve yine uykumu alamadım diye şikayet ettiğimde saatin 10:35 olduğunu gördüm ve şikayetim şükrana dönüştü. Tabii hemen de biz sızı oturdu kalbimin köşesine. Bu saate kadar ne yapmıştır. Gözü yollarda kalmıştır diye oğlumun hemen babasını göndrdim almaya.

Ayaz yokken bütün gece aman ses çıkmasın uyanacak tedirginliği bizimle kaldı. Yokluğu içimde anlatamayacağım bir boşluk yarattı. Allah kimseyi evladından ayırmasın, böyle gönüllü kaçamakların dışında.

Ayaz Paşa, bizi sormuş, babaannesi de düğünde olduğumuzu, yemek yiyip dans ettiğimizi söylemiş. Sabah gelip alacaklar demiş. Ben de zaten hep anlatmıştım, gece babaannesi ile uyuyacağını söylemiştim. Hiç sorun çıkarmamış, klasik uyku zamnı huysuzluklarını filan yapmış tabii. Bir de gece 1-3 arası uyumamaış. O arada amcası gelmiş, onunla da ilgilenmiş, büyük ihtimalle kapının sesini ilk duyduğunda da biz sanmış. Sonra uyumuş, 7'de de uyamış.

Babası babaannesiyle Ayaz'ı parkta yakalamış.

Bu ilk tecrübeyi de başarıyla atlattık.


Not: Resimler iki hafta önce gittiğimiz Turkuazoo'dan. Oğuz abisi de bizimle kaldığı ve bütün gün Ayaz'la ilgilendiği için çok mutluydu paşam..


18 Nisan 2011 Pazartesi

hafta sonu.. maç keyfi..

Bu hafta sonunu uzun bir aradan sonra ailecek geçirdik. Hem evde dinlendik hem de dişarı çıkıp gezdik. İdeal bir haftasonuydu bence. Bugün mesela hem de pazartesi pazartesi ne kadar zinde ne kadar enerjik hissediyorum anlatamam. Gece dörtten beri doğru düzgün uyumamama rağmen.

  • Cumartesi biz oğlumla öğleden sonraya kadar evdeydik, hatta öğlen uykusunu birlikte uyuduk. Aman boşver işi gücü diyip, kocamı dinleyip uyudum. Öğleden sonra oğlumun babasının da katılımıyla İstinye Park'a gittik. Biz öyle haftasonlarını pek alışveriş merkezlerinde geçirmeyiz. Arada gitsekte Ayaz'la gittiğimiz sayılıdır. İşte bu yüzden Ayaz o karmaşa ve hareketliliği görünce sudan çıkmış balığa döndü. Bütün çocukları seyretti. Oldukça uyumluydu ama mesela onu paten kayan ablanın ya da oyuncak fişek fırlatan abilerin başından alıp yürümeye devam etmemiz biraz zor oldu.

  • Toyz Shop'a da girme gafletinde bulunduk. Çıkmak zor olmadı da tekrar önünden geçerken içeri girmesini engellemek baya zor oldu.

  • Yemek yerken ona da bir porsiyon pilav üstü döner söyledik. İnanamadık, kocaman adam oldu da sipariş veriyoruz ona da.

  • Cumartesinin bir diğer güzel olayı da El Clasico'ydu. Bilenler bilir ben futbolu çok severim. Yalnız bu velet doğduğundan beri ne maç ne lig doğru düzgün takp edemez oldum. Eskiden en büyük zevklerimden biriydi. Cumartesi maçın gece 11 de başlayacağını öğrendiğim gibi kocama mısır patlatıp maç keyfi yapma teklifinde bulundum. Ohh uzun bir aradan sonra karı koca maç keyfi yaptık.

  • Pazar günü son anda bir arkadaşımızın telefonuyla dışarı çıkmaya karar verdik. Önden beyler çıktı, sonra bayanlar katıldık tabii Ayaz da. Evde öğlen uykusuna yatırmadım, arabaya biner binmez uyudu. Sonra da pusetinde devam etti, bizi yetişkinlerle başbaşa bıraktı bir süre.

  • Ayaz'ın uyku saatini 22.00 a çekmiş bulunuyorum. Bunu hem belki biraz uykusu düzelir diye denemek istedim hem de önümüzdeki yurtdışı tatilinde geç yatmasının avantajımıza olacağını düşündüm.

  • Ayaz oldukça büyüdü, memnunum kendisinden, hatta bayılıyorum canım.

  • Pek bir dillendi bir de bu aralar, dualarım kabul mü oluyor nedir?
Bu haftalık da bunlar oldu.

6 Nisan 2011 Çarşamba

bir ilk..

Bugün oğlumun babasını benim sevgili kocamı iş nedeniyle Adana'ya oradan da ziyaret için Antakya'ya geçmek üzere yolcu ettik. Bir ilk çünkü beş gün oğlum babasını ben de kocamı göremeyeceğim. Oğluş ne yapacak, esas babası döndüğünde ne tepki verecek çok merak ediyorum. Şimdi "baba nerede?" diye sorduğumda eliyle uçak yaparak "vuuu" diyor. Ben de kocamdan ilk kez bu kadar ayrı kalacağım. Hem de Ayaz'la birlikte. Hayırlısıyla gidip gelir, bize Antakya'dan güzel mamalar getirir inşallah bitanem. Bunu da tarihe not düşmek istedim.

21 Ocak 2011 Cuma

Rahmi M. Koç Müzesi

Geçen hafta perşembe günü kocamla bir kaçamak yapıp izin aldık ve oğlumuzu da alıp Rahmi M Koç Müzesi'ne gittik. Çok güzel bir gün oldu. Biletler için daha önce burada yazısını yayınladığım arkadaşım Pınar'a tekrar teşekkür ederim. Olay şöyle gelişti çünkü, ben bu müzeye Ayaz'ı götürmek istediğimden ve malum indirim sitelerinde bileti çıkarsa alsın diye Baran'a söylediğimden bahsettim, Pınar da zaten çıktığını kendisinin aldığını ama son anda değişen planlar nedeniyle gidemeyeceklerini söyledi ve biletleri bize verdi.

Hava soğuktu ama yağış yoktu. Bu da bize yetti. Sabah kahvaltısından hemen sonra Ayaz'ı da alıp çıktık. Küçük filan diye düşünmeyin, çok ilgisini çekiyor. Sonuçta bizim bakış açımızla bakamasalar da kendi bakış açılarıyla farklı bir keyif alıyorlar bence. Bir defa apartman çocukları olarak, gezmeye dolaşmaya yürümeye ihtiyaçları va çünkü kışın kafese kapatılmış gibiyiz maalesef hepimiz.


Ayaz bu geniş alanlarda dolaşmaktan çok zevk aldı. Girişteki bisiklet ve motoru yanlarındaki butonlara basarak çalıştırdı, ancak çamaşır makinesini de aynı şekilde çalıştırınca korktu. Bir elektirikli süpürge aşığı olan oğlumdan çok daha iyi performans beklerdim ama onları çalıştırmaya cesaret bile edemedi. Arçelik'in robotu Çelik'ten direkt korktu zaten. Sonra basit fizik denetleyleri olarak düzenlenmiş sistemleri denedik ve ona da denettik. Aslında ne basit ama okullarda şu düzeneği bile kurup anlatamıyorlar ya çocuklara yazık. Bu en ufak noktanın bile düşünülmüş olması çok hoşuma gitti. Gezerken birçok okuldan öğrenciler gördük grup olarak gelen, oğlum minik abi/ablaları gördükçe bayıldı. Bu öğrenci gruplarından birine müze görevlisi tarafından anlatılan hikayeyi dinledik. Uzun bir süre dikkatle dinledi Ayaz da, hem dinledi hem de çocukları inceledi, sonuna kadar sabredemedi tabii. Arabalarla, at arabalarının önündeki atlarla(gerçek değil tabii ki), en son gördüğümüz trenlerle ilgilendi. Tren kısmında biraz sıkılmıştı ama üzerine çıkarınca ilgilendi. Sonra dışarda uçağa ilgi gösterdi hatta elini kaldırıp vuuu yaptı. En son Fenerbahçe vapuruna binip resimlerimizi çekip ayrıldık. Hepsini gezemedik çünkü çok büyük ve yanınızda bir minnoşla mümkün değil. Ayaz'ın uyku vakti ve harcadığı enerjiyle fazlaca uykusu gelmişti.

Gittik oralarda bolca bulunan uykulukçulardan birini seçip yemek yedik, Ayaz'ı doyurduk, dışarıda bir çay içtik, o sırada sandalyede oturan oğlumuzun oracıkta uyuyakalacağını farkedince de arabaya atlayıp eve geldik. Yolda uyudu, eve çıkarırken ve hatta evde üstünü değiştirirken bile uyanmadı. Biz de yanına yatıp güzel bir uyku çektik ailecek.

Görmekten çok keyif aldığım, gezdikçe de gurur duyduğum bir müzeydi herkese tavsiye ederim. Sırada yunus gösterisi var çünkü sevgili kocam bilet almış. Sonra da Miniatürk var, ancak baharda güzel bir havada gidilecek.

yeni kelimeler.. eski kelimeler.. kelimemeler..

Ayazcığım, yavruşum, bazı yeni kelimeler söylüyor. Bazı eski kelimelerini artık daha farklı söylüyor. Özellikle şunu not düşmek isterim ki sesli harfle başlayan kelimesi yok şuanda.. Mesela çok güzel "baba" diyordu "aba" oldu o baba ya da "ababa, abab" gibi söleyebiliyor.

En doğru söyledikleri; tabii ki "anne", bundan yola çıkarak sanırım "annenne", yeni kelimesi "aydede", "at", "aç", "atta", "et",

Başındaki sesli harfi yedikleri; "aba-abab" yani baba, "ama-amma" mama, "ede" dede, akı "Hakkı", "op" top, "op" çöp

Biraz değiştirdikleri "Ava" yani Ayaz, "esse" eşek, "anta" çanta, "aaç" ağaç, "aaba" araba, "aca" amca, "op op" öp öp -Tarkan'ın şarkısı-, "ciss" çiş, "aker" asker, "ate" ateş

Tamamen değiştirdikleri; "ab" yani su, "abaaba" babanne -aklı karışmış sanırım biraz minnoşun-, "ee eee" kaka manasında ama değiştirdi denemez aslında biz de öyle soruyoruz oğluma

Hayvan sesleri, köpek "höv höv le hov hov arasında bir ses", aslan "kıaauvvv gibi bir kükreme sesi", yılan "tısss"

Görüldüğü gibi "op" kelimesini birden çok anlamda kullanıyor. Hepsini yerinde bazen biraz farklı vurguyla kullanıyor. Demekki ilk harflerini söyleyemiyor. Olsun o da olur.

Bir de insanda onun söylediklerini onun gibi söyleme durumu oluşuyor. Biz de mama yerine ama diyiveriyoruz bazen ki eminim çok yanlış birşey. Yapmamaya çalışıyoruz. Yine de çocuğun başında sürekli baş öğretmen gibi hayır oğlum doğrusu bu demek istemiyorum. Gerektiğinde, keyfi yerindeyken düzeltiyorum sabırla, her zaman değil.

25 Aralık 2010 Cumartesi

üzüntü.. kızgınlık.. hepsi birarada..

Ayaz biraz önce düştü. Yatakta zıplarken, öylece düşüverdi birden.. Başının üstüne. Yakalayamadım.. Çok uykusu gelmişti zaten, babasını beklemiştik.. Bugün öğlen uykusundan kalktığında yüzünde 4-5 tane kızarıklık varmış. Sonra iki tane de elinde olduğunu farketmişler anneannesiyle Berrin Teyzesi. Dün gece sivrisinek vardı odada bu mevsimde, ondan şüpheleniyorum ama birşey alerji yapmış da olabilir ya da başka birşey olabilir bilemiyorum. Doktoruyla konuştuk, bekleyelim dedi. Herneyse artık, babası da görsün diye bekledik. Tabii iyice uykusu gelen oğluşum da iyice hareketlendi ve sersemledi. Ben de boş bulundum ve olan oldu. Çok üzgünüm. Bir de bebekken hiç düşürmediğim için övünürdüm kendimle. Hiç boş bulunmaya gelmiyor işte bu işler. Çok kızıyorum kendime..

Sonra iki saat kadar uyutmadım, yatırınca hemen uyudu miniş. Şimdi gece nöbet tutacağım başında, bir sorun var mı diye.. Allah korusun..

Not: Geçen hafta ziyaretine gittiğimiz sevgili nenoşimiz de dün gece düşmüş ve kalça kemiğini kırmış.. Bugün bu kötü haberi de aldık.. Ne cumaymış.. Çok geçmiş olsun nenoşi, iyi haberlerini burdan yazmak istiyorum en kısa zamanda.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Doğum Günü etkinlikleri

Oğlumun doğum günü partisini tam gününde değil de, cumartesiye denk geleceği için 18 Eylül'de yaptık. Artık doğum günü partisi mi, düğün mü ben bilemedim.. Davet etmek istediğimiz kişileri kağıda dökmeye başladığımızda bu işin içinden çıkabilmek için evin de dışına çıkmamız gerektiğini anlamış olduk. Çocuklar hariç 70 kişi kadar vardık sanırım. Sonuçta benim için de fiziksel olarak daha kolay, zihinsel olarak da hemen hemen aynı zorlukta bir aktivite olmuş oldu. Dışarıda yapınca tadını da daha iyi çıkardım. Yine de sonraki senelerde, küçük bir grupla evde kutlamak istiyorum. Belki iki ayrı gurup olabilir, aile ve arkadaşlar olarak ayrılabilir. Buna o zaman karar veririz.

Partinin temasını aylar önceden "Mickey Mouse" olarak belirlemiştik zaten. Hatta şirketimize çok yakın bir çocuk/bebek/ parti malzemeleri mağazasından süslemeler de almıştık. Bunları gelen çocuklara dağıtmayı düşündüğümüz, mickey ve mini taçları ve düdük sayısını arttırarak destekledik.Parti zamanını da özellikle Ayaz'ı ve gelecek çocukları düşünerek sabah olarak belirledik ve brunch daveti vermeye karar verdik. Sabah 10:30 gibi başladık, öğleden sonra 14:00 gibi hemen herkes dağılmıştı.



Biz sabah 08:30 gibi Baran'ın Ankaradan gelen halası ve yengesiyle ve tabii ki Ayaz'la birlikte süsleme ve masa organizasyonlarını halletmek için gittik. Baran da kardeşiyle birlikte hazırladığımız slayt gösterisi ile ilgili son rötuşları gerçekleştirdi. İşimizi bitirdiğimizde misafirler de gelmeye başlamıştı. Bu arada hazırlıklarla ve süslemelerle ilgili resim çekmeyi maalesef akıl edemedim.

Ayaz da Berrin teyzesine emanet ederek mekanın asma katında bulunan salonda koltuklarda bir güzel sabah uykusu çekti. Misafirler geldiğinde uyuyordu yani paşam :) Güzel güzel uykusunu aldığından oldukça iyi bir performans gösterdi. Genelde benden bağımsız masa masa kucaktan kucağa gezdi. Sonra pasta kesimi için anne-baba-oğul üçlüsü bir araya geldik.

Gerçekten çok güzel, keyifli, büyük şehrin cilvesi olarak uzun zamandır göremediğimiz arkadaş ve akrabalarımızı da gördüğümüz, onların da Ayaz'ı gördüğü bir gün geçirdik.

Günün sonunda paşamı babaanneye emanet edip onlara yolladım, çok uykusu gelmişti, zaten daha arabada uyuyakalmış. Biz de işleri nedeniyle biraz geç gelen arkadaşlarımız ve tabii Ayaz'ın arkadaşları Masal&Melodi, anneleri ve babalarıyla güzel bir keyif kahvesi içip sohbet ederek partiyi bitirdik.

Daha sonra kayınvaldeme geçen misafirleri görmek ve tabii oğlumuza kavuşmak için oraya geçtik. İlk doğum günün de böylece geçti oğlum. Hala bir senenin nasıl geçtiğine inanamıyorum.. Annesinin içinden kopup yavaş yavaş özgürlüğünü ilan eden bağımsız bir birey olmaya doğru yolculuğunu hayret ve hayranlıkla izliyorum. Unutma ki bu yolda hep istediğin zaman yanında istediğin zaman da arkanda yer alacağım. Seni çok seviyorum.

17 Eylül 2010 Cuma

İyi ki doğdun!

Canım oğlum, ne bugünkü ne de geçen yıl bugünkü duygularımı anlatabilecek kelimeleri bulabileceğimi sanmıyorum..
Geçen yıl bugün dünyadaki en büyük sevginin ne olduğunu gösterdin sen bize.. Şimdi heryerde sen, yanında olamasak da her zaman aklımızda sen.. Mutlulukların en büyüğü, bebeklerin en güzeli.. Hayatın hep şimdiki gibi mutlu, huzurlu, kısmetli, bereketli geçsin..
Seni çok seven annen..

27 Ağustos 2010 Cuma

Tatil, Tatil, İlk Tatil..

Aslında daha önce Ankara üzerinden Antakya olarak bir tatilimiz vardı ama tatil deyince deniz-güneş-kumsal üçlüsünü anlayan milletimizin en bi ferdi olarak ilk tatili bu ilan etmiş bulunuyorum. Çok da kızarsanız ilk deniz tatili deyiveririz olur biter canım..

Mini mini minnoşum Çevlik'te(Antakya) ayaklarını, Şile'de de tamamını zorla denize sokma denemelerini saymazsanız, denizle ilk kez tanıştı demek isterim. Çünkü bu gerçekten bir tanışmaydı. Babasıyla yavaş yavaş sokalım filan derken kendisinin gösterdiği heyecan üzerine çabucacık kendini denizde buluverdi. Sonra da su kuşu oldu çıktı :) Bunda tabii dalgasız çarşaf gibi denizin ve Ilıca'nın ılıcacık suyunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyoruz.
En başa dönersek 11 Ağustos sabahın körü itibariyle bir haftalık tatilimiz için, anne-baba-babaanne-dede-Ayaz beşlisi olarak uçakla çeşme yollarına döküldük. Öğlen saatlerinde de süper otel Sheraton Çeşme'ye vardık. Güzel bir dinlenmeden sonra da kendimizi denize attık. Aslında herkes dinlendi, Ayaz'ım oğlum minicik bir kestirme yaptıktan sonra kendisini bomba gibi dinç hissettiği için uyandı ve biz oğlumla etrafı keşfe çıktık. Sonra da gidip diğer tembelleri uyandırıp denize götürdük. Ayaz'ın tatil macerasını alışık olduğum üzere maddelemek istiyorum :)
  • İlk giriş oldukça başarılıydı, annesinin kucağında başlangıç yaptı, simitle yüzme gelişme kısmını, simitsiz yürüyerek denizden çıkma da sonucu oluşturdu..
  • Resimde de görebileceğiniz simidini çok sevdi kendisi. Genelde pek ayrılmak istemedi ama biz suyla temasını arttırabilmek için zaman zaman ayırdık bu ikiliyi..
  • Tatilde herkese mavi boncuk dağıttı. Öpücük yolladı, laf attı, el salladı..
  • Superman kıyafetiyle acayip sükse yaparak otelin superman i ilan edildi ve herkes tarafından tanındı..
  • Nerdeyse her aileye bir çocuk düşen populasyonda, kendini gerek şirinliği gerek asabiliğiyle herkese tanıttı ve otelin sweatheart ı oldu..
  • Annesi ve babasının hergün yanında olmasından ve bonus olarak babaanne ve dedenin de bulunmasından mütevellit şımardı da şımardı..
  • Çok konuşur, çok bağarır oldu..
  • Akıllandı da aklıllandı.. (Bu akıllanma da anneye hem mutluluk hem de vicdan azabı oldu.. Bak biz yanındayız nasıl da gelişti gibi düşünceler annenin kafasını yedi ve yemeye devam ediyor.)
  • Yine de kısa bir aradan sonra uzun bir bayram tatili yapacak olmak annenin içini rahatlattı..
  • Televizyonla, hatta müzik klipleriyle tanıştı maalesef.. Ama şimdi 10-15 dakika seyrettirip, dans edip, oynayıp kapattırıyorum. Aklına esince kumandayı elime tutuşdurup aç diyor. (Aç diyemiyor tabii de aaeeeeıııhhh karışımı birşey diyor.)
  • Çarşaf denize alışınca daha sonra dalgalanan denize de hayır diyemedi.
  • Başlarda ağzı açık ayran budalası tabir ettiğimiz şekilde yüzse de biraz su yutunca ağzını kapamayı öğrendi.. Hatta daha sonra gülmekten kendini kaybettiği anlar dışında ağzını açmadı..
  • Denizde, yemekte, kahvaltıda, lobide hep herkesle muhabbet etti, güldü, öpücük yolladı, el salladı, yapmadığı cilve kalmadı. Hatta o sıra bize mızmızlanıyorsa bile yabancı biri onunla ilgilendiği anda hemen cici çocuk maskesini takıverip bizi de hayretlere düşürdü..
  • Unutmadan, bu şirinliklerin yanında gelene geçene elinde o an ne yiyorsa ikram etti. Almak isteyenlere tabii ki asla vermedi. Sadece yemeleri için verdi benim çocuğum canım, sadece ısırabilirler, hepsini verecek değil ya..
  • Tabii bu ikramları asla karşılıksız bırakmayan annesine alışık olduğu için insanlar ısırmayınca şaşırdı, onlar da bizimki hem ikram edip hem de vermeyince şaşırdılar, güldüler..

Kısa kısa bu kadar.. Bayramdan önceki cumartesi de Gümüldür'e doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer babaanne-dede ikilisi önden gidiyorlar, orada buluşacağız. Biz arabayla gideceğiz ancak bu konuda endişelerim var. Bakalım Ayaz Paşa ne kadar sabırlı olabilecek?

Ayrıca buradan tüm Sheraton Çeşme personeline teşekkür etmek istiyorum, bebekli-çocuklu herkese tavsiye ediyorum.


27 Temmuz 2010 Salı

Denize giren ıslanır..

Tarihe not düşelim. Evvelki pazar(18/07/2010) Ayaz'ım denize girdi. Bütün olarak :) Deniz dalgalı olduğu için hoşlanmadı, hatta mis gibi yüzen Emircik de hoşlanmadı ve girmedi. Ancak dayanamadım, bir batırdım çıkardım, başına kadar.. Biraz serinlesin yavrucak dedim. Kıyamet koptu. Neyseki sakinleşmesi zor olmadı. Yolda ve plajda çokkkk çokkkkkkk uslu duran minnoşuma teşekkür ediyorum. Hatta dönüş yolunda annesi pirzolaları götürürken uyanmayarak bana keyifli bir yemek hediye ettiği için de ayrıca bir daha teşekkür ediyorum.. Çok tatlısın be oğlum..

4 Haziran 2010 Cuma

Oğlum, mesafeler, gelişim..

Oğlumun babaannesi ve dedesi Antakya'ya gidince dün itibari ile anneannesi takviye kuvvet olarak geldi. Berrin Teyzesi ile her ne kadar iyi anlaşsa ve onu sevse de, bu kadar yakınların sevgisi daha farklı oluyor bence. Kan çekiyor diyebilirim. Bunun yanısıra Ayaz kalabalığı da çok seviyor. Benim evde olmadığım sırada haftada en az iki gün anneannesi ya da babaannesi, dedesi oluyor.
* * *
Eskiden deseler ki küçük bir yerde yaşamak ister misin, asla derdim. Şimdi bunun değerini anlayabiliyorum. Keşke küçük yerlerde olsak, sevdiklerimizle yakın otursak. Hepsine annelere, babalara, abilere, kardeşlere en fazla yürüyerek on dakika olsa.. Kuzenler bir arada, çocuklar istediğinde yalnız kalınabilen kalabalık ailelerde büyüseler. Sonra ne zaman böyle düşünsem, ailelerinden çok uzakta, başka şehirlerde, başka ülkelerde yaşayanlar geliyor aklıma. Nankörlük ediyorum diyorum. Napalım, insanoğlu böyle hep daha iyisini, daha güzelini istiyor.
Daha önce Oğuz yeğenim, canım elimde büyümüş olsa da çok zaman geçtiğinden sanırım bazen Ayaz'ın gerçekten ne kadar çabuk büyüdüğüne inanamıyorum. Her gün başka bir yenilik, başka bir gelişim, aldı başını gidiyor en minik bitaniş..
* * *
Çok güzel el sallıyor, alkışlıyor, bir de "vavava" diyebileceğim bir oyun yapıyor. Emekleme desen artık ulaşmak istediği yere -büyük çaba gerektirse de- ulaşabiliyor. Bir hafta en geç on gün içinde ayaklarımızın altında dolaşır tahminen. Oyuncaklardan daha çok zevk alıyor. Herşeyi anladığınıysa neredeyse eminim.
* * *
Dışarı çıkmayı hep seviyordu, ancak şimdi bayılıyor. Son iki kez çıktığında biri çarşamba öğlendi, babasıyla birlikte eve uğrayıp onu da alıp pazara gittik. Sonra da hemen orada bir fabrika satış mağazası var ona uğradık. Pusetini yanımıza almadık. Babası kucağında dolaştırdı. Ne mız mızlanma, ne de herhangi bir başka kelime çıktı ağzından. Sadece her yeri inceledi. Aynı akşam üstü babaannesi ve dedesi gelmişlerdi, onu alıp bahçeye indirdiler, yine kucakta. Tepki yine aynıymış, inceleme, inceleme.. Zaten uzun zamandır her gün dışarı çıkarmaya çalışıyoruz ama şimdiye kadar Berrin Teyzesinin çıkarmasına gerek görmüyorduk. Şimdiden sonra en azından öğlen uykusundan önce bir saat kadar onun da çıkartmasını isteyeceğim sanırım. Ancak kalabalık olmadığı sürece bahçe yeterli olmayabilir. Bu yüzden parka götürüp orada vakit geçirmelerini isteyebilirim. Çünkü küçük çocuklar daha da ilgisini çekiyor. Evimize yakın iki tane park var aslında. Bir de bunlara ilave olarak evimizin hemen dibindeki lisenin tam gün olan anaokulunun minik parkı var. Tabii bu park çok daha güzel, akşamları da bir şekilde oraya girmenin planları peşindeyim.
* * *
Kendimi, günümü tekrar planlamalı ve akşamları eve gittiğimde Ayaz'dan başka uğraşacak işler bırakmamalıyım. Eskiden ne güzel pazar günleri haftalık yemekleri yapar, hafta içi de bir-iki ekle takviye ederdim. Süt iznimin son üç ayında ki bunun bir kısmı da izinle oğlumla geçecek zaten, son saatlerimi daha çok oğluma ayırabilmeliyim.
* * *
Aynı zamanda Ayaz'ın gününü, oyunlarını, gezmesini de yeniden planlamalı ve mutlaka yazmalıyım.
Daladan dala atlayan ve yazarken aynı anda da düşündüğüm bir yazı oldu. Bu da böyle olsun..

1 Haziran 2010 Salı

Emekleme..Emekleeeeee.. Emekleeeeee.. vs..

Oğlum, emekledim emekleyeceğim vaziyetlerinde.. Yalnız şöyle bir durum söz konusu; kimsenin hatta kendinin bile farkına varmadığı zamanlar, normal birşeymiş gibi bir hedefe varmak için 4-5 adım emekliyor, ancak biz istediği birşeyi uzağına bıraktığımızda uzanarak, yuvarlanarak filan gitmeye çalışıyor, sonra da sinirleniyor. Tam bir özgür ruh. Bırakın ne istersem onu yaparım diyor bize ;)

Bu sabah ben yanında yokken şu oyuncağını çalıştırdığını duydum, ilk kez. Çaktırmadan bakmaya gittim ki top filan yok, oyuncağı yan devirmiş hava üfleyen yerine yüzünü tutup gülüyor serin serin ohhh. Durunca tekrar bastı, tekrar devam. Güzelim oyuncağı vantilatör etmiş kendine paşam.. Gülmekten öldüm. Keşke videoya çekseydim.

Pazar gecesinden beri biraz huysuzluk var. Dişlerin geleceğini umut ediyorum. Bugün de öğleden sonra uykusunu erken uyumuş. Gidince göreceğiz bakalım durumlar ne? Yarın son haberlerle yine buradayım..