17 Eylül 2010 Cuma

İyi ki doğdun!

Canım oğlum, ne bugünkü ne de geçen yıl bugünkü duygularımı anlatabilecek kelimeleri bulabileceğimi sanmıyorum..
Geçen yıl bugün dünyadaki en büyük sevginin ne olduğunu gösterdin sen bize.. Şimdi heryerde sen, yanında olamasak da her zaman aklımızda sen.. Mutlulukların en büyüğü, bebeklerin en güzeli.. Hayatın hep şimdiki gibi mutlu, huzurlu, kısmetli, bereketli geçsin..
Seni çok seven annen..

31 Ağustos 2010 Salı

Tatilden devam..

Uçakla gidip geldik. İnişte ve kalkışta Ayaz'a emzik verdim bir sorun olmadı. Hatta giderken biraz oynayıp uyuya kaldı. Dönüşte hem aktarma sırasında hem de uçakta biraz daha huysuzdu ama çok da değil. Tabii tatilde tavan yapan şımarıklığın da etkisi gözardı edilemez.

Tam pansiyon olduğu için öğle yemeği yoktu. Ben de akşam verilen çorbalardan uygun olandan yanımda götürdüğüm kavanoza aldım, ertesi öğlen ısıtarak içirdim.

Sabah ve akşam meyvelerden Ayaz için bol bol aldım, aralarda devamlı meyve takviye ettim. Gün içinde denize girmenin ve açık havanın da etkisiyle, toplam 1 muz, 1 şeftali, 1 elma/armut, 4-5 kayısı, 4-5 erik, 2-3 dilim karpuzu afiyetle yedi miniğim.

Yoğurdunu hazır aldım. Orada yoğurt mayalamak filan gibi çılgınlıklara girişmedim.

Ayşam yemekleri bol ve çeşitli olduğundan Ayaz'a uygun olanlardan çeşitlemeler yaptım. Tabii tuzsuz ya da salçasız yeme durumu olmadı maalesef. Bu tür ekstra durumlarda pek takılmıyorum öyle şeylere.

Uyku düzenine mümkün oldukça sadık kalmaya çalıştık ama yine denizin etkisiyle daha erken uykusu geldi.

Akşam animasyonu keşfetmemiz biraz geç oldu. Bu gibi yerlerden ne anlayacağını kestiremiyorum ama her seferinde herşeyi anlıyor, ve tabii ki yardımımla ama zevkle katılım gösteriyor.

Kesinlikle çok sosyal bir çocuk. Umarım yanılmam.

Ayaz için çok fazla kıyafet götürmüşüm. Önümüzdeki tatil bu hatamdan ders alacağım.

Kıtafetten ziyade onun için; bıçak, kap-kacak, kavanoz, kaşık, su ısıtıcısı götürmüştüm. Bunlardan su ısıtıcısı dışındakilerin hepsini kullandım. Su ısıtıcısı zaten odalarda vardı.

Tatile çıkmadan bir-iki gün önce Ayaz'ın bir gözünde hafif kızarma vardı. Tatil süresince de artarak her iki gözü de kan çanağına döndü maalesef. Biz telefonda doktoruyla konuşarak bir damla kullanmaya başladık ama durum değişmedi. Babasında da olduğu gibi alerji olduğundan şüphelendik. Döner dönmez de doktorda aldık soluğu. Tabii aynı zamanda göz doktoruna da göründü oğlum. Son günlerin moda hastalığı virütik konjiktivitten şüphelenerek iki damlaya başlattı ki, bunlar da hastalık virütik olduğu için tedavi edemiyor yalnızca rahatlatıyor ve başka hastalıklardan koruyor. 5 gün süre vermişti, 15 gün oldu hala tam iyileşme yok. Gündüz iyi ama akşama doğru hafif kızarıyor ve kaşınıyor. Yarın kontrole götüreceğim.

27 Ağustos 2010 Cuma

Tatil, Tatil, İlk Tatil..

Aslında daha önce Ankara üzerinden Antakya olarak bir tatilimiz vardı ama tatil deyince deniz-güneş-kumsal üçlüsünü anlayan milletimizin en bi ferdi olarak ilk tatili bu ilan etmiş bulunuyorum. Çok da kızarsanız ilk deniz tatili deyiveririz olur biter canım..

Mini mini minnoşum Çevlik'te(Antakya) ayaklarını, Şile'de de tamamını zorla denize sokma denemelerini saymazsanız, denizle ilk kez tanıştı demek isterim. Çünkü bu gerçekten bir tanışmaydı. Babasıyla yavaş yavaş sokalım filan derken kendisinin gösterdiği heyecan üzerine çabucacık kendini denizde buluverdi. Sonra da su kuşu oldu çıktı :) Bunda tabii dalgasız çarşaf gibi denizin ve Ilıca'nın ılıcacık suyunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyoruz.
En başa dönersek 11 Ağustos sabahın körü itibariyle bir haftalık tatilimiz için, anne-baba-babaanne-dede-Ayaz beşlisi olarak uçakla çeşme yollarına döküldük. Öğlen saatlerinde de süper otel Sheraton Çeşme'ye vardık. Güzel bir dinlenmeden sonra da kendimizi denize attık. Aslında herkes dinlendi, Ayaz'ım oğlum minicik bir kestirme yaptıktan sonra kendisini bomba gibi dinç hissettiği için uyandı ve biz oğlumla etrafı keşfe çıktık. Sonra da gidip diğer tembelleri uyandırıp denize götürdük. Ayaz'ın tatil macerasını alışık olduğum üzere maddelemek istiyorum :)
  • İlk giriş oldukça başarılıydı, annesinin kucağında başlangıç yaptı, simitle yüzme gelişme kısmını, simitsiz yürüyerek denizden çıkma da sonucu oluşturdu..
  • Resimde de görebileceğiniz simidini çok sevdi kendisi. Genelde pek ayrılmak istemedi ama biz suyla temasını arttırabilmek için zaman zaman ayırdık bu ikiliyi..
  • Tatilde herkese mavi boncuk dağıttı. Öpücük yolladı, laf attı, el salladı..
  • Superman kıyafetiyle acayip sükse yaparak otelin superman i ilan edildi ve herkes tarafından tanındı..
  • Nerdeyse her aileye bir çocuk düşen populasyonda, kendini gerek şirinliği gerek asabiliğiyle herkese tanıttı ve otelin sweatheart ı oldu..
  • Annesi ve babasının hergün yanında olmasından ve bonus olarak babaanne ve dedenin de bulunmasından mütevellit şımardı da şımardı..
  • Çok konuşur, çok bağarır oldu..
  • Akıllandı da aklıllandı.. (Bu akıllanma da anneye hem mutluluk hem de vicdan azabı oldu.. Bak biz yanındayız nasıl da gelişti gibi düşünceler annenin kafasını yedi ve yemeye devam ediyor.)
  • Yine de kısa bir aradan sonra uzun bir bayram tatili yapacak olmak annenin içini rahatlattı..
  • Televizyonla, hatta müzik klipleriyle tanıştı maalesef.. Ama şimdi 10-15 dakika seyrettirip, dans edip, oynayıp kapattırıyorum. Aklına esince kumandayı elime tutuşdurup aç diyor. (Aç diyemiyor tabii de aaeeeeıııhhh karışımı birşey diyor.)
  • Çarşaf denize alışınca daha sonra dalgalanan denize de hayır diyemedi.
  • Başlarda ağzı açık ayran budalası tabir ettiğimiz şekilde yüzse de biraz su yutunca ağzını kapamayı öğrendi.. Hatta daha sonra gülmekten kendini kaybettiği anlar dışında ağzını açmadı..
  • Denizde, yemekte, kahvaltıda, lobide hep herkesle muhabbet etti, güldü, öpücük yolladı, el salladı, yapmadığı cilve kalmadı. Hatta o sıra bize mızmızlanıyorsa bile yabancı biri onunla ilgilendiği anda hemen cici çocuk maskesini takıverip bizi de hayretlere düşürdü..
  • Unutmadan, bu şirinliklerin yanında gelene geçene elinde o an ne yiyorsa ikram etti. Almak isteyenlere tabii ki asla vermedi. Sadece yemeleri için verdi benim çocuğum canım, sadece ısırabilirler, hepsini verecek değil ya..
  • Tabii bu ikramları asla karşılıksız bırakmayan annesine alışık olduğu için insanlar ısırmayınca şaşırdı, onlar da bizimki hem ikram edip hem de vermeyince şaşırdılar, güldüler..

Kısa kısa bu kadar.. Bayramdan önceki cumartesi de Gümüldür'e doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer babaanne-dede ikilisi önden gidiyorlar, orada buluşacağız. Biz arabayla gideceğiz ancak bu konuda endişelerim var. Bakalım Ayaz Paşa ne kadar sabırlı olabilecek?

Ayrıca buradan tüm Sheraton Çeşme personeline teşekkür etmek istiyorum, bebekli-çocuklu herkese tavsiye ediyorum.


27 Temmuz 2010 Salı

On ay, onuda biribirinden güzel ay..

Onuncu ayımız da bitti. Bazen ne kadar büyüdüğüne inanamıyorum. Daha dün sağından soluna dönemeyen miniğim, pıtır pıtır emekliyor, jet gibi sıralıyor, neredeyse yürüyor. Onuncu aydan kısa kısa..
  • Üstteki iki diş efendi, sonunda teşrif ettiler.
  • Bol bol çene düşmesi durumları baş gösterdi.
  • Özellikle sinirliyken konuşma hızına inanamıyorum.
  • Anne, baba, anneanne, dede, memme, mama, mımmmm kelimeleri mevcut, gerisi anlaşılmaz.
  • Efendim, bir kabın içinde olan makarnaları kaşıkla çıkarmaya çalışma, sıkılınca, elle boşaltma, o da yetmezse kabı başaşağı etme en favori oyunumuz..
  • Bu makarnaları anneyi gıcık ederek "ağzına atma oğlum" cümlesini duymak için ağzına atmak, yetmedi kabı ağzına boşaltmaya çalışmak bu oyunun en zevkli kısmı(ama ben de gıcık olmuyorum artık, ben de oyun yaptım bunu)
  • Hemen hergün dışarı çıkartmaya çalışıyorum. Akşamları dışarı çıkartamadığımda oyalamak zor oluyor. Ev artık yetmiyor oğluma..
  • Algılar müthiş açık, herşeyi kaydediyor.
  • Gece uykuları sanki biraz düzene girdi. Benim düzenli dediğim hali tabii iki kez uyanmak, bunlardan birinde de tam uyanamamak ama uykuyada tam geri dönememek suretiyle anneyi de bir saat uyanık tutmak şeklinde oluyor.
  • Aklına estikçe anneye yapışmak.
  • Ama keyfi yerindeyse de özgürlüğünü ilan etmek..

En sevdikleri.. Ennnn yaptıkları, aklıma gelenler işte böyle..

"Ne diysem O!" Durumları

Uzun bir aradan sonra buradayım. Hergün yazmak istiyorum ancak bir türlü fırsat bulamıyorum. Fırsat bulsam kafamı toplayamıyorum. Hazır tüm koşulları sağlamışken, iki satır anlatayım.

Ayaz bir şekilde bağırarak ve mızmızlanarak hatta uykular gelmiş keçiler kaçmışsa ağlayarak istemeyi öğrendi. Herkes diyor ki ağlayınca istediğini verme, yapma şöyle böyle.. Gel de sen yapma kardeşim. Kucağında vızır vızır vızırdayan canının içi varken, başın dönmüş acele içindeyken gelde sen verme o istediğini.

Bu konuda ben de babası da Berrin Teyzesi de çok dikkat ettik aslında. Hep ona anlattık, yapmak istediği şeyi neden yapamayacağını. Ağlatmadık dikkatini başka şeye çektik. Aylayınca vermedik ama yavaş yavaş bu noktaya nasıl geldik? Anlayamıyorum. Biri bana anlatabilirse de çok sevinirim. Sanmayınki devamlı bu halde. Gayet tatlı aslında da, böyle de yapıyor arada..

Geçen Pazar mesela ilk kez Ayaz'ı da yanımıza katıp, babaanne ve dedeyle bir düğüne gittik. Çok usluydu paşam. Bir ara elimde ekmeği görünce elini uzattı ve güzel bir ses çıkararak istedi. Bağırma filan olmadı. Hemen tebrik ettik kendisini dedesiyle. Geneldeyse "vuaaauuwww" gibi bir kükremeyle ister o ekmeği. İşte kükrediği zaman ne yapayım bilmiyorum. Vermesem kükremeler büyüyerek ağlama numarasına dönüşecek. Zaten sonuçta birşey istiyor ve sesini bana duyurmaya çalışıyor. Neden vermeyim. Sadece böyle yapmamasını, "ver annecim" :) demesini söylüyorum. Başka da birşey aklıma gelmiyor. Sabırla bağırmamasını, mızlamamasını, ağlamamasını söylüyorum, anlatıyorum, açıklıyorum.. Böyleyken böyle işte..

Denize giren ıslanır..

Tarihe not düşelim. Evvelki pazar(18/07/2010) Ayaz'ım denize girdi. Bütün olarak :) Deniz dalgalı olduğu için hoşlanmadı, hatta mis gibi yüzen Emircik de hoşlanmadı ve girmedi. Ancak dayanamadım, bir batırdım çıkardım, başına kadar.. Biraz serinlesin yavrucak dedim. Kıyamet koptu. Neyseki sakinleşmesi zor olmadı. Yolda ve plajda çokkkk çokkkkkkk uslu duran minnoşuma teşekkür ediyorum. Hatta dönüş yolunda annesi pirzolaları götürürken uyanmayarak bana keyifli bir yemek hediye ettiği için de ayrıca bir daha teşekkür ediyorum.. Çok tatlısın be oğlum..

13 Temmuz 2010 Salı

9. Aydan Devam..

Paşa pazar gecesi sabaha karşı 04:00 sularında uyuyarak annesinin haftaya süper zinde başlamasına sebep oldu! Dün gece de korkumuzdan babayı gönderip yanımda yatırdık. Yine bol bol uyanmalı bir geceydi. Bir sıkıntısı olduğu belli. Muhtemelen de dişler. İyice göründüler artık üst dişler ama bir türlü patlayamadılar.
***
Bu arada alttaki 4. de çıktı ama yazmayı unuttum.
***
İşler çok yoğun, geçen haftadan beri akşam altıda çıkıyorum. Ayrılanlar oldu, tatile çıkan oldu, işler elime bakıyor maalesef.
Aslında sonrası için alıştırma olur dedim ama hiç organize olamadım.